
İmrenmek İle Kıskanmak Arasındaki Fark
İmrenmek, kıskanmak ve bunlarla ilgili sair ince manaları bilmek iyidir elbette. ancak pratikte bize fayda sağlayacak olan başkadır.
her insan ayrı bir esma(esma-ül hüsna) terkibidir. yani insanlar birbirinden ayrı esma kombinasyonlarından oluşmuşlardır. yeryüzünde hiçbir insan diğerinin aynısı değildir. allah ehad(tek) olduğu için, kullarını da seri üretim tarzında ve tornadan çıkmış gibi birbirinin kopyası olarak üretmemiş, ehadiyetine delalet olacak şekilde ayrı ayrı özelliklerde yaratmıştır.
tüm kainattaki yaratım, bu ilke doğrultusunda gerçekleşir. mesela bir ağacın binlerce yaprağı vardır, ama hiçbiri birbirinin tıpatıp aynısı değildir. binlerce papatyanın(iki gün önce papatya tarlasından geçmiştim) asla biri diğerinin tıpatıp aynısı değildir ve makro planda ise birbirinin tıpatıp aynısı olan iki galaksi yoktur.
bir insanın yaşadığı hayat, doğrudan sahip olduğu esma terkibinin madde alemine yansıması, somutlaşması ve materyalize olmasından ibarettir. aslında kimin başına ne geleceği esma terkibi gereğince en baştan bellidir(özgür irade bizim olayları belirleyebilmemiz değil, onlara verdiğimiz tepkiyi belirleyebilmemizdir. mesela sevdiği ölen kimse isyan da edebilir, hakkın takdiridir deyip sükunetle de karşılayabilir. ayrıca allah zamanla kayıtlı değildir. ezelde her şeyi takdir ederken kulların da tercihlerini dikkate almıştır).
hayatın gayesi allah’ı bilmek ve tanımaktır. diğer her şey bu gayenin alt kümesi veya alt kümesinin alt kümesidir. dolayısıyla bu hayatta başımıza gelen ve ister acı ister tatlı olsun yaşadığımız her şey, bizi o büyük gayeye götürecek ve iletecek şekilde seçilmiştir.
demek ki fakir olan kimsenin hakkı bilecek şekilde eğitilmesi ve terbiye olması için, mahrumiyet içinde yaşaması ve sabretmesi gerekiyormuş. zengin olan kimsenin de terbiyesi, zenginliğin hakkını vermesine bağlıymış. küçük büyük diğer tüm beşer özelliklerini dahi yine aynı kapsamda değerlendirmemiz gerekmektedir.
allah mutlak kudret, mutlak ilim ve mutlak hikmet sahibi olduğu için tüm insanların ve tüm varlıkların kaderinin belirlenmesi, tüm ilişkilerinin ve irtibatlarının ayarlanması ve gerekli tüm düzenlemelerin yapılması o’na ağır gelmez. küçük-büyük, makro-mikro farkı olmaksızın, tek bir çiçeği dizayn edip kaderini yazdığı gibi, binlercesinin de kaderini aynı kolaylıkta yazar.
o’nun için bir de aynıdır, bin de aynıdır. bir galaksiyi yaratmak bir çiçeği yaratmaktan daha zor gelmez o’na.
işte bu yüzden milyarlarca insan ve onların tüm hayatları, tüm işleri, tüm başına gelecekler, o’nun sonsuz hikmetli işlerine dahildir. hepsi nihayetsiz hikmettir; hikmet içinde hikmettir. üstelik allah bunları tüm varoluşa yaygın ve onunla bütünleşik olarak yapar.
işte böyle muazzam bir zatın sonsuz hikmetine şahit olmak, ancak insanın nefesini keser ve teslim olmaktan başka çare bırakmaz.
öyleyse bırak kendini kaderin şefkatli kollarına. merak etme, senin için en kolay, en selametli, en ideal yol seçilmiş ve takdir edilmiştir. işte bu yüzden, “men âmene bil kader, emîne minel keder- kadere inanan kederden emin olur” denmiştir.
sonuç:
“rabbim, kime ne verdiysen amenna. bana ne verdiysen veya vermediysen amenna. sen beni benden daha iyi bilirsin, beni benden daha çok düşünürsün. vermen de vermemen de senin sonsuz hikmetli işlerindendir. hepsi yerli yerincedir. sen asla abes iş yapmazsın. demek ki hayat denilen marifet(tanrı bilgisi) yolculuğunda verdiklerin de vermediklerin de mesafe kat edebilmem için bana gerekli imiş. diğer türlü o yolda gidemezmişim. benim için hayırlı olmazmış.
o halde kime ne verdiysen veya vermediysen razıyım.
o halde bana ne verdiysen veya vermediysen razıyım.
bize affınla, lütfunla ve cemalinle muamele eyle. amin…”



