İnanç İle Zeka Seviyesi Arasındaki İlişki
Bu dinsizler neden sürekli islama veya dine saldırıp dururlar? şöyle biraz tefekkür edelim, ihtimalleri sıralayalım:
1-bunlar tamamen şeytan olmuşlar, şeytanlık yapmaktan zevk alıyorlar.
2-bizim tespit edemediğimiz bir hakikat görmüşler ve bizi de ona çağırıyorlar, direnince de saldırmaktan başka seçenekleri kalmıyor.
birinci ihtimal bana pek iç açıcı gelmiyor. öyleyse bu adamlar ne bulmuşlar da, tabii bir insan temayülü olan “hakikatın hatırı dostun hatırından üstündür” prensibine sadık kalarak, bizimle kavga etmeyi göze alıyorlar?
temel argümanları batı’nın dini terkedip aklı ön plana çıkarmakla başarılı olduğu yönünde. evet batıda aydınlanma süreci büyük ölçüde kilisenin tasfiyesi ve rasyonel düşünceye ağırlık vermekle alakalı.
tamam, belki bir hakikat görmüşler ama o hakikatı yersiz bir genellemeye tâbî tutmaları son derece saçma hatta komik görüşlere de varmalarına yol açmış.
adama, o zaman sen izah et,
insan niçin var?
bu alemde ne yapıyoruz?
nereden geldik, nereye gidiyoruz?
görevimiz veya amacımız nedir?
vs. gibi sorular yöneltince, sadece kocaman bir “hiç” le cevap veriyorlar. yani insan yalnızca bir tesadüfün ürünüymüş ve varlığının bir gayesi yokmuş.
biz her şeyi “hep”e, “tüm”e, “mutlak”a irca ederek açıklamaya çalışırken, onlar da her şeyi “hiç”le izah etmeye çalışıyorlar.
insan şuurunun ilerleyişi zıttını absorbe edip aşmak yoluyladır, yani diyalektiktir. ben de şimdi dinsizliği, imansızlığı kendi bünyeme eklemeyi deneyeceğim.
Hz. Peygamber, “lâ ilâhe illallah” diyerek her daim bize imanımızı yenilemeyi tavsiye etmiştir.
niçin? iman eskiyen bir şey mi ki?
şimdi bakalım!
lâ ilâhe= reddediyorum, inkar ediyorum, nefyediyorum!
neyi?
şimdiye kadar bildiğim, inandığım, benimsediğim, kabul ettiğim ne varsa ki, buna her şey dahil. peki iman ve islam da dahil mi? bana zahir olan yüzü itibariyle evet. ama mutlak vechesi itibariyle zaten onlar benim ötemdedir.
o zaman dinsiz olmam mı?
evet olursun! çünkü her şeyi reddettin.
bir anlık bir dinsizlikten sonra hemen “illallah” deyip tekrar imana geliyorum. ama artık bu imanım öncekinden çok farklı. tıpkı yeni elbiseyi giyebilmek için öncekini çıkarmak zorunda olmam gibi. ama yeni elbisem de eskimeye başladı bile…
evet bu nefy* ve ispatı* sadece kendi iç alemimde gerçekleştirmiş oldum. eğer bunu dış aleme de çıkartabilirsem, günlük hayata da uygulayabilirsem, iki zıttı birleştirmiş olur ve hakikat alemine uçmak için iki kanat elde etmiş olurum.
zülcenaheyn* olurum.
not: klasik tasavvuf ehli “ispata” önem verip, “biz hakkı bulduk” derken, imam-ı rabbani hazretleri “nefyi” esas kabul etmiş ve “o ötelerin ötesindedir” demiştir. şimdi niçin o zatın, her türlü donmaya karşı çıkan öğretisi ile, kurtuluş anahtarımız olduğu anlaşılıyor mu?



