Tasavvuf terminolojindeki “acziyet” kavramı günlük kullanımındaki anlamından oldukça farklıdır.
peki nedir tasavvuf terminolojindeki acziyet?
mesela bir general düşünün; karşısında koskoca bir ordu tümüyle hazır olda duruyor. eğer o general bu kudreti kendi şahsına mâl eder ve sahiplenirse bir tür firavunluk davası gütmüş olur. ancak kendini herkes gibi bir insan olarak bilip, devletin ona bu yetkiyi geçici olarak verdiğinin idrakındaysa olgun bir insandır.
eğer o generalin kudreti zatî olsaydı yani elindeki gücün gerçekten sahibi olsaydı emekli olduğunda veya görevden alındığında sıradan bir insan pozisyonuna düşmezdi; çünkü zatî ve aslî olan bir özellik asla kaybolmaz. zencinin siyahlığı zatî bir özelliktir ve daimidir. kömür işçisinin siyahlığı ise zatî değil arızîdir ve geçicidir. hatta 15 temmuz hadisesinde bir kısım generallerin düştüğü hali hep beraber ekranlarda gördük.
işte bu misallerdeki gibi insan, kendisine emanet olarak verilen başta akıl olmak üzere tüm beşeri işlevleri sahiplenir ve egosuna mâl ederse işlediği suç büyük olur ve o günahın kirini yedi denizin suyu temizleyemez. o işlevlerin malikiyetini asıl sahibine iade eder ve kendisine emaneten, arızî olarak verildiğini anlarsa acziyetini bilmiş olur.
acziyet, namazdaki rükû’nun hakikati, fakriyet ise secdenin hakikatidir.



