Ahiret dediğimiz kavram, ölümden itibaren geri kalan tüm süreci içine alır. yani ölür ölmez ahiret alemine intikal etmiş oluyoruz. genelde böyle bilinir. ancak bu tespit tam olarak doğru değildir; yanlış demek de uygun düşmeyecektir. bu yüzden eski devrin keskin nazarlı şahısları ölümle beraber girdiğimiz ortama “berzah alemi” demişlerdir. berzah; ara bölge, tampon bölge anlamındadır. berzah ne oradandır ne buradan veya hem oradandır hem buradan. meselenin hakikati ise şudur: ölümden itibaren naklolduğumuz ortam şu anki alemimize dahildir ve onun spritüel ikizi olan enerji boyutudur.
berzah/kabir alemi ara bölge olduğu için oranın sakinlerinin halleri de bir yönden dünya hayatına, diğer yönden ahiret hayatına benzer. kabir aleminde kişi cennet veya cehennem yaşantısı içinde olabilir. ancak bu cennet veya cehennem hayatı nümuneliktir; hayal, rüya veya matriks türünden bir yaşantıdır. kıyametten ve akabindeki yeniden dirilişten sonraki hayatlar ise hayal veya rüya değil reeldir.
kıyamet, tüm kainatın ecelinin gelmesi ve ölmesidir. madde aleminde her şeyin bir eceli vardır; kainatın kendisinin bile. ölümden kasıt da boyut değiştirmesidir elbette. kainat dahi ölünce kendi spritüel ikizine transfer olur. kıyametten sonra yani tüm alem boyut değiştirince, biz de kendimizi tamamen yepyeni bir ortamda yeniden dirilmiş, bedenlenmiş olarak bulacağız. yeni bedenimiz dünyada elde ettiğimiz şuurumuza göre o ortamın materyalinden otomatik olarak kodlanacak ve şuurumuzla doğru orantılı güçleri olacak. dünyada iken hayvan mertebesinde yaşamış ve şuuru dipte kalmış olanlar, ahiret ortamında zavallı bir duruma düşecekler. peygamberlere kulak verip, yüksek şuur mertebelerine çıkanlar ise, mertebesiyle orantılı olarak, olağanüstü güçler kazanacaklar; limitsiz güçler…



