Sahabe-i Kiram - 4 Halife - Ehl-i BeytYakin

Abdullah Bin Selam

Peygamberi görünce, “vallahi bu yüz bir yalancının yüzü değil” sözü ağzından dökülen mübarek zat.

parıldıyordu Resul’ün yüzünde ayet-i nur,

gören diyordu; ışıktan temiz, sudan billûr…

görünce baktı yahûdîlerin ilim güneşi,

uyandı; “yok!” diyerek yerde-gökte böyle kişi.

bu denli nurlu, güzel, muhteşem değildi hilâl,

düşündü resmedemez böyle bir cemâli, hayal.

güneş de nûrunu, belliydi, o’ndan almıştı,

bu hisle bilge yahûdî de seyre dalmıştı;

açıldı perde-i mânâ, neler neler gördü;

bakıp o yüzde ne gördüyse mûteber gördü.

o yüz, o sevgili sîmâ, o tatlı çehre, o gül,

ne muhterem idi! baktıkça baktı, baktı gönül.

o yüzde nûru temâşâ edip de erdi o’na,

o yüzde kalbini, hayrân olup da, verdi o’na.

o yüzde cenneti seyretti, cânı seyretti,

o yüzde gördüğü her şey, güzeldi, rahmetti.

o yüzde doğruyu fark etti, hakk’ı hak okudu,

o yüzde, kendini, o’ndan, gönül gönül dokudu.

o yüzde nûr-i hidâyetle doldu vicdânı,

o yüzde hazret-i Allah’ı buldu seyrânı.

bakıp bakıp dedi: “âyet bu, vech-i müstesnâ,

bu misli yok, ne güzel yüz, ne tertemiz sîmâ!..”

o tatlı çehreye baktıkça gönlü haz aldı,

ne şüphecik, ne tereddüt, ne îtiraz kaldı.

suâle olmadı hâcet; “nedir delîli?” diye,

o mûcizeydi, gerek yoktu başka mûcizeye.

işitti hak sözü deprenmeden dudak ile dil,

bakıp bakıp dedi: “aslâ, bu yüz yalancı değil!

bu yüz, o her açıdan en yegâne, kıymetli,

bu yüz beşer yüzü lâkin, beşerden izzetli.

evet, bu yüz,” dedi; “devranda varlığın yüz akı,

bu yüz, bu yüz,” dedi; “Allah’a erdirir halkı.

bu yüz, hakîkate hakk’ın, ezelden aynasıdır,

bu yüz, o can yüzünün hak katında en hasıdır.

bu yüz, karanlığı aydınlatan asıl kandil,

bu yüz, görenleri ashâb eden o şanlı delil.

bu yüz, gönülleri mîrâca dek alır, götürür,

bu yüz ki, kim ede seyran, cenâb-ı hakk’ı görür.

bu yüz, o yüz,” dedi; derhal şahâdet eyledi tam,

o anda gönlünü doldurdu karşılıklı selâm.

“sahâbesin!” dedi tebrîk edip Rasûlullah.

ne mutlu, eyledi bizzat, husayn’ı abdullah.

ne mutlu ibn-i selâm’ın bakıp gören gözüne,

ne mutlu Nur-i Muhammed’le yoğrulan özüne!

nasip bu, gâye bu, dünyâ ve âhirette şifâ,

ışıl ışıl bize Peygamber’in yüzünde safâ.

ne kutlu sevgili, nûr eyliyor yüzündeki nur,

bütün gönülleri sarsın o’nun gözündeki nur.

o yüz ki, bir kere bakmak yeter hidâyet için,

o göz ki, göz göze gelmek yeter, saâdet için…

o Mustafâ’yı görenler koşardı îmâna,

biraz düşün, seni ey can, gören koşar ne yana?

eğer Muhammed-i muhtâr’a koşturursa yüzün,

özün, biraz bile çekmez hesap gününde hüzün.

fakat cehenneme koşturduğun vakit birini,

ateşte, önce, hazırlar hudâ, senin yerini…

uyan da Nur-i Muhammed’de nûra ermeye bak,

sahâbiler gibi göz göz rasûl’ü görmeye bak!

görünce ibn-i selâm’ın gözüyle eyle nazar,

bu hâli aşk ile seyrî kalem olur da yazar…

(muhammed ali eşmeli)

isnetus 01.10.2014 19:15

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu