
Başa Kakmak
Kişinin verdiği malı sürekli dile getirmesi ve başa kakar şekilde konuşması, dilin afetlerindendir; çünkü verdiği kimseyi kötü duruma sokar ve rabbinden alacağı karşılığı yok eder. zira hak teâlâ bu ameli, (sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın) ayeti ile reddetmiştir.
verdiğin şeyi başa kakmaktan sakın, çünkü verileni başa kakmak, veren kimsenin cehaletine birkaç yönden delâlet eder.
ilk olarak bu durum o kişinin kendisini verdiği nimetin sahibi olarak gördüğüne delâlet eder, oysa o nimet allah’ındır, yaratan da o’dur, veren de o’dur.
ikincisi, bu kimse allah’ın o nimeti kendisine bahşetmesini ve diğer bir insanı da kendi elindeki bu nimete muhtaç kılmasını bir nimet olarak görmez, bunu unutur.
üçüncüsü, bu kimse verdiği sadakanın aslında rahmân’ın elinde düşecek olduğunu unutur.
sonuncusu ise bundan kendisine dönecek olan hayrı unutur. aslında veren kimse nefsi için iyilik yapmış, nefsi için çalışmış olur, bu durumda bu kişinin yaptığı bu davranışı başkasının başına kakması nasıl doğru olabilir ki? zira o, başkasına, zaten ona ait olanı vermektedir. zira verdigi şey zaten kendi rızkı olsaydı ona vermezdi.
(alıntı-muhyiddin-i arabi, rahmetun miner rahman)
not: muhyiddin-i arabi hazretlerinin yazıları bana hep senfoni orkestrası dinliyormuşum hissiyatı verir. bu zatın sözlerindeki hikmet ve ahenk iman ehli için apaçıktır. imanı bir anlığına kaldırın, sanki elektrikler gitmiş gibi o anda her şeyin karanlığa ve boşluğa gömüldüğünü görürsünüz. buradan güzel ahlakın kaynağının da aslında ne olduğu ortaya çıkar.



