Her şey zıttı ile kaimdir. zıtlar olmasaydı idrak da olmazdı.
açlık, ihtiyaç olmasa nimetlerin değeri bilinmez dolayısıyla nimeti verene de bir minnattarlık yani şükür hissi duymazdık.
faraza dünyanın en iyi aşçısının donattığı bir sofraya oturma şansını yakaladığımızı düşünün. tam açlığımıza denk geldi biz iştahla sofraya oturduk; ama diğer iki arkadaşımız ise habersiz oldukları için biraz önce başka bir yerde tıka basa yemek yiyip öyle buraya gelmişler. durum ne olurdu? elbette biz yemeklerin tadını çıkarırken, o arkadaşlar bu sofradan kesinlikle istfade edemezlerdi.
insanın ihtiyacının sınırsız olması işte bu yüzdendir; çünkü yeryüzü rahman’ın bir sofrasıdır ve o sofraya tok oturanlar nimetlerden haz alamazlardı ve de nimeti verene karşı da şükran hissiyle dolamazlardı.
nimetleri tüketirken aldığımız lezzet aslında tabii bir şükürdür; ancak gaflet bu şükrü örter. o yüzden insanlar nimete kavuştuklarında, nimeti vereni derhal hatırlamalıdırlar. o hatırlayışın şifresi halinde bismillahirrahmanirrahim demelidirler. aksi takdirde rahman’ıın sofrasından hırsızlık yapmış oluruz; çünkü ücretini ödemedik. nimetin ücreti nimeti vereni hatırlamak ve ona teşekkür etmektir. hayvanlarda bu türden bir gaflet olmadığından, onlar her zaman tabii bir şükür içindedirler.
ilaveten, havaya, suya, yemeğe ihtiyaç duymamız esasen her an allah’a muhtaç olduğumuzun bir ifadesidir. allah bunlarla her an kendini hatırlamamızı ve onu unutmamamızı ister. nimetlere karşı da kendisine karşı şükran hisleriyle dolmamızı arzu eder. ilginçtir rahman suresinde tekrar tekrar “rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” diye bizleri ikaz etmektedir. bu uyarının çok tekrarlı olması, üstelik rahman suresinde geçmesi ayrıca bir hikmettir.
kanaatimce, uyarıların rahman suresinde yapılması, bütün nimetlerin, rızıkların rahman isminden kaynaklı olmasındandır. insanın tekrar tekrar uyarılması ise nankörlüğünün çokluğuna işaret eder.



