
Bu Dünyada Hiç Yaşamamış Gibi Unutulacak Olmak
150 yıl içinde ne biz ne de bizi tanıyan herhangi biri yeryüzünde kalmamış olacak.
unutulmamak için bıraktığı eserlere veya devam edecek soyuna güvenenlere de kötü haberlerim var: gün gelecek dünya önce kavrulup bir çöl gezegenine dönüşecek, sonra da güneş tarafından yutulup bir damla su gibi onda eriyecek(güneşin kızıl dev aşaması).
zamanın tamamen göreli bir kavram olduğunu hatırlatayım. esasen ömrü bir gün olan kelebekle ömrü 70 yıl olan insanoğlu arasında bir fark yoktur.(bkz: #177757753)
geriye doğru dönüp bir bakalım…şimdiye kadar yaşadığımız hayat, bir anlık hayalden ibaret kalmış değil mi? zaman asla doymaz bir canavardır. onun pençesinden ve dişlerinden kaçabilecek herhangi bir maddi unsur yoktur. madde ve maddeye ait ne varsa zaman tarafından acımazsızca yutulmaktadır.
kim bilir nerdesiniz,
geçen dakikalarım
kim bilir nerdesiniz?
yıldızların, korkarım,
düştüğü yerdesiniz;
geçen dakikalarım?
(nfk)
(bakın şaire nasıl iham olmuş… karadelikler zaman da dahil her şeyi yutar ya…)
evet zaman böylesine korkunç ve acımasız bir canavarken, madde üstü varlıklara uzanamamakta ve dişlerini onlara geçirememektedir. evet zaman madde planında tüm yaşadıklarımı benden aldı; ama madde planında yaşarken bende hasıl olan ilmi alabildi mi? hayır…muhyiddin-i arabi hazretlerinin de beyanı üzere, ilim kişide ebedidir. öldükten sonra dahi kişinin heybesinde kalacaktır o ilim ve tecrübe.
demek ki zaman tüm nicelikleri yiyip tüketebiliyor; ama pençesi niteliklere uzanamıyor. işte bu noktada hakikat ortaya çıkıyor:
insandan istenen o nitelikleri elde etmektir. hayatın nicelikleri(yeme, içme, barınma, evlenme, para, iş vs…) hepsi o niteliklerin elde edilmesi için gereken arızî unsurlardır. zira nitelikler ancak nicelikler ile zuhur edebilirler. işte bu yüzden niceliklerin görevi biter bitmez hemen ortadan kaldırılmaktadırlar.
eğer o nitelikleri(ilim ve tanrı bilgisi) elde etmiş isek veya o yolda süluk ediyorsak, asla gam yemeye gerek yoktur.
ey insan!
her şey yokluğa gidiyor diye boşuna elem-i firak(ayrılık acısı) ile kendine azap etme. kendine bunu yapma…çarpık bir bakış açısı ile tamamen gereksiz yere kendi kendini ayrılık ateşine atıyorsun. bu cehennemi haleti kendi kendine veriyorsun.
aslında her şey yok olmuyor, vazifesini yapan sahneden çekiliyor sadece, ki kalabalık etmesinler ve sonraki sahneye engel olmasınlar. ağacın yaprakları meyveler olgunlaşana kadar görevlerini yaparlar. meyve olgunlaşınca görevleri biter. dolayısıyla sararıp dökülürler. dünyaya ait tüm nicelikler de böyledir. gerçekte hepsi en büyük gayeye hizmet ediyorlar: insana gereken olgunluğu kazandırmak…insanın kendini, evreni ve tanrıyı anlaması yolunda araç olmak…ona marifet meyvesini(tanrı bilgisini), yani hiç bitmeyen ve ebedi bir serveti vermek…
işte bu yüzden dünyaya ait her nicelik, görevini yapar yapmaz sahneyi terk ediyor. yapraklara üzülmeyiniz…onlar vazifelerini en güzel şekilde yaptılar ve sonra emekli oldular. geride tatlı ve sulu meyveler bırakarak…



