
Bir tasavvuf ehli şöyle demiş: “kanaatimce bu yolda kimse gidemez. yol, acılarla ve çilelerle kendi gelir”
evet günümüz insanının gerçek manada bir tasavvuf yolcusu olması pek olası değildir. en fazla tasavvuf kültürü ile oyalanıp, o kültür etrafında sosyalleşip kendine bir hayat alanı açar.
peki bu kötü bir şey mi?
kötü değil elbet ama işin aslı bambaşka bir şey.
tasavvuf yolu, ekseriyetle zannedildiği gibi çok zikirle veya yoğun ibadetlerle kat edilebilecek bir mesafe değildir.
tasavvuf yolu, ölüm yoludur. boşuna dememiş yunus emre, “zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir” diye.
ölüm kolay iş değildir. nefs ölmemek için, “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” taktiğini kullanır. onun bir mevziini aldığınızda, hemen geride bir tane daha kurup direnişe devam eder.
lakin,çoğunlukla buna bile gerek kalmaz çünkü nefs, sağ cenahtan yaklaşıp kendi taleplerini tasavvufi kılığa sokar ve paşa paşa lüks içinde yaşamaya devam eder.
nefsin pes etmesi için çok çile çekmesi lazımdır. intihar eden bir kimseyi veya guantanamo’da işkenceyle çözülen el-kaide’ciyi düşünün..
işte nefs o raddeye gelmeden pes etmez.
böylesi bir yükü günümüz insanlarından kaldırabilecek kim vardır?
o yüzden gerçek dervişler parmakla sayılıdır ve ekseriyetle kimlikleri gizlidir. diğerleri ise tasavvuf festivalinde eğlenen mukallitlerdir.
yine aynı sebepten dolayı, kurumsal tarikatlar, ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun, zaman içinde dejenere olmaya ve bir çıkar grubuna dönüşmeye meyyaldırlar. sahteler ise zaten bahis dışı.



