
Din Eleştirilebilir Mi
Mao “iktidar namlunun ucundadır” der.
evet kaba güç ile bir düzen kurabilirsiniz, ancak düzeni sırf kaba güç ile sürdürmeniz mümkün değildir. düzenin oturması ve daimi hale geçmesi için toplum üzerinde ideolojik hegemonya kurmak gerekmektedir. bir diğer deyimle, bir resmi ideolojinizin olması ve toplumu bu ideoloji ile şartlamanız, insanları programlamanız ve endoktrine etmeniz gerekmektedir. aksi takdirde düzen uzun ömürlü olamayacak ve kısa sürede çökecektir.
yeryüzünde hiçbir ülke ve rejim bu olgudan müstağni değildir. yani her ülkenin ve rejimin mutlaka bir resmi ideolojisi vardır.
18. yüzyıldan itibaren batı avrupa’da bir çok din karşıtı filozof ve düşünür yetişmiştir. bunun açık sebebi palazlanan burjuva sınıfının, yani ticaret ve sanayi ile iştigal eden kesimin iktidarı ele geçirme arzusudur.
eğer bir rejimi yıkmak istiyorsanız, silahlı taraftarlarınız ile harekete geçmeden önce rejimin ideolojik temellerini çökerttiğinizden emin olmalısınız. yoksa rejim ayaklanmanızı bastırmaya muvaffak olacaktır.
burjuvazi işte tam da bunu yapmıştır. tüm ortaçağ tarım toplumlarında din rejimin meşruiyetinin kaynağı ve resmi ideolojisidir. ortaçağda bir soylunun en büyük oğlu onun varisi olup babasından sonra mülk sahibi olarak askerlerin başına geçerdi. küçük oğul ise kiliseye rahip olması için verilirdi. dikkat ederseniz, en büyük oğul düzenin somut bir muhafızı konumuna geçerken, küçük oğul da manevi muhafızı oluyordu.
burjuva düşünürleri yayınladıkları cilt cilt kitaplar ile dine ağır saldırılar yapmış ve dinin toplum üzerindeki etkisini kırmışlardır. buna da aydınlanma dönemi demişlerdir. böylece toprak soylularının düzeni ayaklanmalarla yıkılmış ve batı avrupa’da burjuva düzenleri kurulmuştur. burjuva düzeninin kendi resmi ideolojisi ve dini ise “bilimsel pozitivist paradigma” olmuştur. kısaca biz buna “bilimperestlik dini” diyoruz. bilim gerçekte bilgi edinmede yalnızca bir yöntem iken, bu tayfa tarafından inanç ve ideoloji mertebesine yükseltilmiştir. işin garip tarafı da endoktrine edilmiş halkın yeni bir dinin mümini olduklarından pek de haberdar olmamalarıdır. şeytanın en büyük hilesi insanları kendinin var olmadığına inandırmaktır.
işte din eleştirisinin kısa tarihi budur. basitçe burjuvazinin eski düzeni yıkma stratejisidir. nitekim burjuvazi bir kere iktidarı ele alınca ve kendi resmi ideolojisini oturtunca, özgürlük izlenimi vermek için eski dinlere de yaşama izni lutfetmiştir; her ne kadar onları daimi olarak bilimperestlik dininin rahiplerine(üniversite hocalarına) hedef tahtası yapmış olsa da…
peki bu noktada şu soruyu yöneltelim:
eğer biz burjuva düzeninin temellerini oymak için bilimperestlik dinine karşı güçlü argümanlar üretmeyi başarsaydık ne olurdu?
ürettiğimiz argümanların gücüne ve toplum üzerindeki etkisine göre tepkiler değişik olurdu tabii ki. zayıf bir etkiye görmezden gelmek ile karşılık verirlerdi. etki biraz daha güçlü olursa, alaya almak ve itibarsızlaştırmak yoluna giderlerdi. eğer düzeni sarsacak derecede bir etki söz konusu olabilseydi, o zaman bunun sorumlularını kesinlikle tasfiye ederlerdi, yani ortadan kaldırırlardı.
peki ya düşünce özgürlüğü?
düşünce özgürlüğü resmi ideolojinin sınırları içinde kalmak kaydıyla hoş karşılanır. resmi ideolojinin temellerine dinamit döşenmesini kabul edebilecek bir rejimi ise dünyanın hiçbir yerinde bulmanız mümkün değildir. zira her rejim hayatta kalmak için elinden gelenin azamisini yapacaktır.




Çok güzel (anlaşılır) izah edilmiş.