
“Hayallerimiz de cinsi arzularımızın bir formudur.
cinsellik tüm aktivitelerin yegane motivasyonudur.
milyonerler ve hayalperestler ateşli bir aşıkla aynı şeyi isterler; değerini göstermek ve ulaşmak; sahip olmak.
bir devrimci aşkına ulaşmak için dünyanın yarısını yakmaya hazır biridir. onun için devrim dahi bir tür cinselliktir.
toplumsal mücadele ve güç mücadelesi de bilinçaltında bir kadın için verilen mücadeledir”
buyurmuş freud.
bu sözleri anlamak da hazmetmek de kolay değil elbet. ankara’da selçuklu devrinden kalma bir caminin mihrabının üst kısmında bir yılan işlemesi görmüştüm bir zamanlar. çok garibime gitmişti o yılan ilk gördüğümde. gerçi yılanın kafası yoktu; islami edebe uymak için yılanın suretini kasten eksik bırakmışlardı. uzun yıllar kafamda dönüp durdu o yılan kabartması. sonra anladım kendimce bir şeyler.
sufilik kısaca nedir diye sorulsaydı, yılanı dönüştürmek sanatıdır derdim. bir labaratuvarda gecesini gündüzüne katan bir bilim adamı, libidosunu ilme dönüştürmüştür. bir devrimci veya siyasetçi libidosunu güç mücadelesine kanalize etmiştir.
ya sufi?
o da hakka ulaşmak için libidosunu binek edinmiştir. yılan kanatlanmış ve sufiyi hakkın huzuruna götüren zümrüd-ü anka kuşuna dönüşmüştür.
libidoyu ham haliyle yani üremek için ve biyolojik anlamda kullananlar o muazzam enerjiyi fena halde israf etmektedirler.



