
Bir arkadaşımız “günah işlemek” üzerine yaptığı bir tefekkürünü göndermiş:
“günahın, günah olmasının sebebi; benlik vehmimizdir. bir müslüman, mutmainne bilincine kadar benlik vehmindedir. benlik vehminden kurtulan bilinç ise anasından yeni doğmuş bir bebek gibi günahsız olmaktadır; çünkü benlik vehminden kurtulan kişi otomatikman allâh’a rakip ikinci bir ilâh olmak iddiâsından vazgeçmiştir.
benlik vehminde olan müslüman(farkında olmadan) yaptığı hayırları kendini yüceltmek ve kutsamak için yapar. bu yüzden kendini yüceltmek için yaptığı hayırların zıttı olan kötülükleri yani günahları da otomatikman kendi egosunu incitici ve alçaltıcı olarak bulur.
o’nun altbeynine(kalbine) göre günah, kendisinin ilâhlık iddiâsını sarsan bir antitez hükmündedir. bu bilinç, insanlar içinde daha az günah işleyenin daha fazla tanrısallığa sâhip olduğunu düşünür veya vehmeder. bu yüzden günah işlememek için gayret sarf eder.
günah işlemekten kaçınma arzusunun kendi nefsinin ilâhlık iddiâsını tahkim ettiğini fark ettiğinde ise firavun’un sarayından tahliye edilip kenan diyarına(filistine, nur boyutuna) sevk edilir.
“allah beni affetmez, ben çok günahkarım” kuruntusunun sebebi de benlik vehmi ve ilahlık iddiasıdır. “allâh beni affetmez” diyen kişi aslında “benliğimin ilahlık iddiasına halel getirdiğim için benliğim, egom affetmiyor” demiş olmaktadır. egosu kızgın ve öfkelidir; çünkü günah işlemekten dolayı ilâhlık iddiâsı zedelenmiştir.
ancak buradan günah işlemek iyidir gibi bir anlam çıkmasın; çünkü her günah şeytan için açılmış bir kapıdır. şeytan o kapıdan girip kişiye bin türlü evham verir. ümitsizliğe sevk eder. hak yoldan uzaklara savurur.
bir kul ne kadar günah işlerse, kendini o kadar ümitsizlik bataklığına batmış olarak bulur. bu nedenle günahın cezâsı o günahın kendinde saklıdır. rabb, işlediğimiz günahların cezâsı olarak ümitsizlik ve antitez bataklığında mahsur kalmamızı istemediği için günahtan kaçınmamızı salık veriyor”.



