
“La havle”nin açılımlarından biri de, “günahlardan kurtulmak, güzel işler ve ibadetler yapabilmek ancak allah’ın yardımı ve takdiriyledir” şeklindedir.
unutmayalım, eğer bir yerde allah’a atıf yapılıyorsa, aslında orada evrende işleyen düzene gönderme yapılıyor demektir. içinde yaşadığımız evren sayısız ilahi isimlerin yansımalarından oluşmuş muazzam bir düzendir. evet tüm isimler zat mertebesine bağlıdır. ancak allah’ın zatı hiçbir şekilde bilinemez ve tanımlanamaz. zat hakkında konuşmak tamamen boştur. bu nedenle “allah’ı bilenin, yani zat mertebesine çıkanın dili tutulur” denmiştir.
o halde evrende işleyen düzen çerçevesinde “günahlardan kurtulmanın mekanizmasını” keşfetmemiz gerekmektedir.
öncelikle belirtelim ki, hiçbir insan durduk yere günah işlemez. o günahı işlemeye mahkum edilir.
evrendeki düzen isviçre saati hassasiyetiyle çalışmaktadır. her varlık herhangi bir faaliyet gösterdiği anda, düzene etki etmiş olmaktadır. düzen ise kendine yapılan her etkiyi nötrleyecek şekilde o varlığa tepki verir. bu kural makro veya mikro planda hiçbir ayrım gözetilmeksizin geçerli durumdadır. evren için mikroskobik bir canlı ile galaktik ölçüde devasa bir canlı arasında fark yoktur. beşer zannının aksine, düzen için en küçük dahi en büyük kadar değerli ve önemlidir.
insan, muhteşem derecede çok yönlü bir canlı olduğu için tüm fiilleri, hatta düşünce ve niyetleri ile dahi evreni şiddetle bükebilmekte ve manipüle edebilmektedir. elbette evren dahi ona aynı şiddetle karşılık vermektedir; etkinin mahiyetine göre negatif veya pozitif olarak…
bu nedenle insanın hiçbir fiili küçük değildir. özellikle insan benlik ve kibir ile ortaya çıktığında evren korkudan sıtmaya tutulmuş gibi titremektedir.
evet tüm günahların anası benlik ve kibirdir. sair günahlar ise kibrin alt kümeleri hükmündedir.
benlik ve kibir sahibi olan insana evrende işleyen düzen aynı şiddetle karşılık verir. hayat artık onun için cehenneme döner. kan dökme, gözyaşı, hastalık, birbirine zulmetme, zina, geçimde güçlük ve bin bir türlü sıkıntı artık onun kaderi olur. bu bir had cezasıdır. ceza hem suçun bedeli, hem de terbiye olmanın kapısıdır.
benlik ve kibir sahibi olanın artık hangi günahların ateşinde yanacağı, onun değer yargıları, şartlanmaları ve biraz da mizacına göre değişkenlik gösterecektir. yani benlik ve kibir ateşin kalbidir. onun hangi yolları takip edip açığa çıkacağı ise kişiye göre değişir.
sonuç olarak insan için günahtan kurtulmak, kibirden kurtulmakla eşanlamlıdır. o da ancak tevhidin idrakı ile mümkündür. “bir kez lâ ilâhe illallâh diyen cennete girer”…dilin ucu ile değil, yaşantı olarak…
kim tevhid yolunda mesafe kat eder, kat ettiği miktarca günahtan kurtulur; o kadar tövbeye muvaffak olmuş olur; yine kat ettiği miktarca hayatı ve geçimi kolaylaşır ve gerek maddi gerekse psikolojik sıkıntılardan o denli azad olur…kısacası, sen benlik ve kibirde bir derece geri adım atarsan, düzen de sana ona göre yeni yollar açmaktadır.



