Güney Amerika Ülkelerinin Gelişememe Nedenleri
Dikkat edin amerika kıtasına… abd ve kanada ingiliz sömürgesidir… kıtanın geri kalan kısmı, brezilya hariç, komple ispanyol sömürgesidir. brezilya ise portekiz’in idi. gerçi portrekiz ile ispanya arasında dil hariç pek bir fark yoktu. ikisi de hemen hemen aynı kültür ve dokuda olan iki ülke idiler.
ingilizlerin avustralya ve yeni zelanda gibi anglosakson nüfuslu sömürgeleri de yine gelişmiş ülkelerdir.
kısacası olay şu: ingilizler nereye giderse gelişmişlik götürüyor. (o zaman hindistan veya mısır niçin geri kalmış diye sormayın. oralara ingiliz zihniyeti sirayet edemiyor. yerel kültürel bünye direnç gösteriyor); ama ispanya veya portekiz’in gittiği yerler de, kendileri de geri kalıyorlar.
zaten bugün bizim bildiğimiz medeniyet esasen bir anglosakson ürünüdür. bu ürünün geçen asırdaki temsilcisi ingiltere idi; şu anda ise abd… bu değişimi de yaşlı babanın dükkanı genç oğluna devretmesi gibi görmek lazım.
demek ki güney amerika ülkelerinin geri kalmış olması, ispanya ve portekiz kültürel etkisi altında olmaları nedeniyleymiş. o zaman asıl sorulacak olan soru şu oluyor: dünya 16. yüzyılda büyük ölçüde ispanyol ve portekiz sömürgesi haline geldiği halde ve tüm sömürge gelirleri bu ülkelere aktığı halde, ispanya ve portekiz niçin geri kaldı?
bu ülkeler geri kaldılar çünkü sermaye birikimi limit değere ulaşma fırsatı bulamadı. o noktaya ulaşamadan önce yağlı lokmayı yani dünya ticaret rantını ingiltere ve hollanda ortaklığı ele geçirdi. ispanyol ve portekiz filosunu denizde yenilgiye uğrattılar çünkü; biraz da şansın yardımıyla. (kraliçe elizabeth filmine bakabilirsiniz https://www.hdfilmcehennemi.nl/elizabeth-altin-cag-izle-2/
ingiltere ve hollanda ise yeterince uzun süre dünya ticaret rantına el koymayı başardı. böylece sermaye londra ve amsterdam’da limit yoğunluk değerini geçti ve endüstri devrimi başladı. su ısınır ısınır ve nihayet limit değere ulaşınca kaynamaya başlar. aynen onun gibi…
endüstri devrimi başlayınca bunu bir dizi siyasi ve sosyal değişiklikler takip eder. burjuva sınıfı eski iktidar eliti olan toprak asilzadelerini devirir; rejimlerini alaşağı eder. bunun öncesinde ise burjuva düşünürleri ürettikleri yeni fikirler ile eski hakim sınıfın altını oyarlar. bu esnada en büyük saldırının hedefi kilise ve din olur; çünkü tarım eliti olan soylular ancak kilisenin verdiği meşruiyet ile hüküm sürerler.
siz bakmayın bir takım akademisyenlerin uyduruk çıkarımlarla yazdıkları tuğla kalınlığındaki kitaplara. tecrit/soyutlama yetersizlikleri nedeniyle gerçekleri kesinlikle tespit edememişler ve sonuçları sebep diye göstermişlerdir. neymiş…gelişmeyi siyasi ve sosyal kurumlar belirlermiş. tamam peki bu kurumları ne belirliyor? insanı uzaylılar yarattı demek gibi bir şey bu. peki uzaylıları kim yarattı?
özetle:
gelişmişlik= sanayileşme
sanayileşme= burjuva düzeni, burjuva düşüncesi, burjuva rejimi, burjuva kurumları, kentleşme, tarım toplumunun tüm kurumları ve değerleri ile birlikte yıkılması; kilise dahil…
sanayileşmenin tetiklenmesi= sermaye yoğunluğunun kritik eşiği geçmesi. çok büyük bir sermaye birikimi gerekir bunun için. tüm dünyanın servetinin londra’ya akması gibi…



