Antik çağ ve ortaçağda savaşları, iki kalabalık güruhun kılıç, kalkan ve mızrakla birbirine girmesi olarak görmemek lazım. bu türden bir çatışma çok ilkel bir savaş türüdür.
bugün dahi toplum polisinin veya bizdeki çevik kuvvetin kitleleri kontrol altına alma tekniklerini eski yunanlılar büyük ölçüde keşfetmişlerdi. onlar falanks adı verilen zırhlı ağır piyade formasyonu teşkil edip öyle savaşıyorlardı.
karşınızda teke tek savaşacağınız bir asker gürühu yoktu. kalkanları birbirine kitlenmiş bir metal bloku görüyordunuz. komutanlar bu metal bloku duruma göre yönlendiriyorlardı.
romalılar, yunanlılardan aldıkları formasyon usulü savaş tekniğini doruk noktasına çıkardılar ve o zamanlar bilinen dünyanın büyük kısmını fethettiler.
burdaki sır, teke tek değil blok halde vuruş kabiliyetidir. nerdeyse romalılar insanlardan oluşan metal bir canavar oluşturuyorlardı savaş alanında.
böyle iki güç karşı karşıya geldiğinde düzeni bozulan taraf savaşı kaybetmiş oluyordu. zira düzenini koruyan metal canavar karşısında, düzeni bozulan taraf teke tek insan seviyesine düşüyor ve hükmü kalmıyordu; dağılıp kaçıyorlardı.
işte filin savaş alanında rolü bu idi; düşman gücünün düzenini bozmak. ilk başlarda bunu yaptı da ancak kısa sürede çaresi bulundu fil saldırısının. romalı general scipio africanus, fillerin mızrak yağmuruna tutulmalarını emretti. mızrakları yiyen fillerin bir kısmı yüz geri edip kendi ordusunun saflarını dağıttı. kalan fillerin de koşu yolunu disiplinli askerine açtırdı. böyle böyle fil savaş alanında önemini kaybetti.
kısacası, fil bir formasyon bozucu idi.



