
Hayatın Çok Kısa Olması
Hayatın kısa veya uzun olması kendi başına anlamsız bir yargıdır.
neye göre uzun, neye göre kısa?
mesela sabah yumurtadan çıkan, öğleyin ergin olan, ikindiye çiftleşip yumurta bırakan ve akşama ölen sinek türleri mevcuttur. o canlının ömrü bir gündür. ilk bakışta bir günlük ömür, bize şok edici derecede kısa görünür; ama o sinek türünün var oluş amacını gerçekleştirmeye yetiyorsa, kim bir günlük ömre kısa demeye cüret edebilir ki?
üstelik zaman göreli bir kavramdır. o sinek türünün bir günlük ömrünün, bizim 70 yılımıza bedel olmadığını nereden biliyorsun?
yaşlandıkça paniğe kapılan, yaşını başını almış olduğu halde gençler gibi giyinip, onlar gibi davranmaya çalışan, “insan hissettiği yaştadır” türünden sözlerde teselli arayan tiplere denk gelmişsinizdir. işte bunlar hep hayatı kaçırmanın, hayatın hakkını vermekten uzak olmanın alametleridir.
bu hayat insanın, insanlık vazifesini yapabilmesi için gayet yeterlidir. bizim itikadımıza göre hayat bir marifet(tanrı bilgisi) okuludur. bu okulda karşımıza çıkan kişi ve olaylar bizim dersimizdir. kişi ve olayların pozitif veya negatif görünümlü olması fark etmez. hepsi bizim asıl gaye, yani marifet yolunda geçmemiz gereken derslerdir.
nihayetinde her okulun bir süresi vardır. elbette eğitim süresi tamam olunca, evli evine köylü köyüne dönecektir.
normalde kuran’a hürmet ve yanlış bağlamda kullanma endişesiyle gelişigüzel ayet yazmayı uygun bulmasam da, bu ayeti yazmaktan kendimi alamadım:
“size orada (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi?” (fatır 37)



