Türkçe karşılığının “tabiriyye” olmasını teklif ettiğim yöntem.
her ne kadar bilimsel pozitivist paradigmanın müminleri, kendilerinde mutlak bir objektiflik vehmetseler de, son tahlilde onların dünyası da bir kabullenim ve yorumdan ibaret.
iç tutarlılığı yüksek ve belli bir çerçevede sonuç veren bir sistem kurmuş olsalar da, sistemin sütunları birer beşer yorumu ve kabulleniminden öteye geçmiyor. ama bu söylediğimi algılamak da, anlatmak da çok zor çünkü sistem bir kapalı düzen oluşturduğu için zihinleri kuşatıyor ve kendini hep yeniden üretiyor.
aslında insanoğlunun tek yapabildiği bu.
yorumlamak, tevil ve tabir etmek.(isterseniz siz buna “okumak” da diyebilirsiniz. hani “ikra/oku” emri var ya!)
yorum ne kadar derinlikli ve sistematik olursa o denli kuşatıcı oluyor.
eşyanın(varlığın) hakikatine hiçbir zaman tam olarak vakıf olamıyoruz ancak modellerle ona yaklaşabiliyoruz. insanın ürettiği kavramsal modellerden biri diğerlerinden hakikate daha yakın oluyor. işte hakikate en yakın model o çağın baskın dünya görüşünü üretiyor.
son 500 yıldır dünyayı tahakkümüne almış olan pozitivist bilimsel paradigma da aynen bu kapsamda değerlendirilmelidir.
bilimin üstünlüğüne, emsalsizliğine dair üretilmiş tüm efsaneler, fikirler paradigma içi bir çalışmadır ve bizim için herhangi bir bağlayıcılığı yoktur. demek oluyor ki, “bilim”in kerameti kendinden menkuldür.



