Aslolan imandır ve mümindir.
inkar bir varlık değildir; bilakis olamayıştır.
inkar, iman alanında bırakılan boşluktan doğar.
yani mümin ne kadar eksikse, inkar o eksikliğin karşılığıdır. odanın yani kalbinin aydınlatamadığın noktalarını karanlık, yani inkar istila eder. sen o karanlığı içinde vesvese, şüphe, huzursuzluk, tereddüt olarak hissedersin. karanlık ne kadar çoksa vesvese ve şüphe o kadar çoktur. iç barışını sağlayamayan kimsenin iki yakası bir araya gelmez; çünkü içteki karışıklık dış plana da yansır. (içteki aydınlığı yok edip safi karanlık hale gelmekle de iç barış sağlanabilir. firavunların, deccalların yolu budur)
kişisel planda da toplumsal planda da aynı hüküm geçerlidir.
şu anda yeryüzüne inkar hâkimdir.
yani iman ehli o kadar zaaf içinde demek oluyor bu.
kişisel karanlığımızı veya dış alemdeki karanlığı yok etmek, menfi hareket ile olacak iş değildir. bunun için müspet hareket gerekiyor; aydınlığı artırmak gerekiyor. ona buna sataşmak, insanlarla uğraşmak, kavga etmek hem boş iş hem de asıl maksattan uzaklaştırıcıdır. (kavga ancak kendi halinizde giderken, size saldıran karanlık güçlere karşı caizdir)
son söz: şuur yükseldikçe aydınlık artar, karanlık alanlar azalır.



