Bir arkadaşımız yaşadıklarına dair mesaj atmış. bu arkadaşımız ayakkabı almak için çarşıya çıkmış bugün. tüm esnafın onu kazıklamaya çalıştığını görünce şaşırmış, “neler oluyor?” demiş içinden. sonrasında yaşadığı bu olayın hakikat mertebesinden yorumunu kendisi yapmayı başarmış. arkadaşımızın yazısını kolay anlaşılması için biraz düzenledim. kusura bakmaz sanırım.
“şunu fark ettim. aslında içten içe herkesi, her şeyi kendim için potansiyel birer tehdit olarak görüyorum. altbeynim olayları ve insanları vahşet saçan canavarlar olarak algılama eğiliminde. hep beni kazıklamaya, kırmaya, incitmeye çalışıyorlar. ben de hep mağdur rolündeyim. her an ezilmeye, horlanmaya müsait bir tip…
gerçekte ise durum oldukça farklı. olaylar ve insanlar evrensel birer memurdur; tıpkı “truman show” adlı filmde olduğu gibi.. evren algımıza ve bilinç içeriğimize göre muamele ediyorlar bize. böylece kendini gerçekleştiren kehanetler gibi, olumsuz zanlarımın gerçekleşmesine neden oluyorum. aslında başkalarının düşüncesi, davranışı diye bir şey yok. varoluşta yalnızca “hakk ve ben” varım. bana her türlü olay veya kişi görünümünde beliren ancak haktır(hakikat yolunun büyük ustası abdülkadir geylani hazretleri, bizlere böyle düşünmeyi salık vermiştir).
insan bâtıl zanlarının ürettiği söz konusu kısır döngüyü, tevhid tefekkürü ile kırmalıdır. daima biri, tevhidi görmelidir ve rabbini tanımalıdır..
ben kendimdeki bu bâtıl zan ve kısır döngüyü fark edip, oradan tevhid tefekkürüne intikal edince, belirenin rabbim olduğunu gördüm. rab, olaylar ve insanlar eliyle iş görüyor. bunu fark edince, bir ölçüde rabbimi de bilmiş oldum”.



