
Arkadaşlar dinin aslı yaşantıdır.
zaten inanan o yüzden inanmaya devam ediyor. o yaşantı ile bir parça huzur, tatmin ve mutluluk buluyor ve bu ona yetiyor. gerek kendi aklı gerekse de başkalarının akıllarının ürettiği sorulara ise kendi çapınca cevap vermeye çalışıyor. başka ne yapsın ki zaten? o cevapların çok da başarılı ve rasyonel olması gerekmiyor. iç dünyasındaki huzur ona kâfi geliyor.
sözü edilen o huzur ve mutluluktan nasipsiz kalmış olanlar da sırf akli izahlara takılıp kalıyorlar. hem gördükleri eksikliklerden hem de kendi idrak yeteneklerinin sınırlı olmasından dolayı çok farklı mecralara yöneliyorlar.
diğer yandan devrimizdeki asıl sıkıntı ise müslümanların bizatihi kendisinden kaynaklanmaktadır. müslümanlar kendilerini yenileyemedikleri için sorulara bin yıl öncesinin paradigmasına göre cevap vermeye çalışıyorlar. halbuki her devrin insanı başkadır. bin yıl öncesinin toplumları ile şimdiki toplumlar tamamen başka dünyalardır. onlar için yeterli olan cevaplar günümüz insanıın kafasını daha beter karıştırmaktadır.
mesela mevlana’ya bakın…kendi döneminin insanlarına hakikati anlatmayı nasıl da başarmıştır. her şeyden önce bizzat kendisi saf hakikate ulaşmış, onu deneyimlemiş ve sonrasında da kendi döneminin insanlarının anlayışına göre hakikati tekrar açmış ve surete büründürmüştür. mesnevi işte budur. mesnevi’ye zâhiri gözle bakarsanız aslan, tilki, kurt hikayeleri falan görürsünüz. ancak islami literatüre hâkim olan kişiler rahatlıkla fark ederler ki, mesnevi baştan başa kuran’ın manası ile doludur. kuran’ın o devre bakan bir yüzü ve açılımıdır.
işte bu devrin insanına yapılabilecek en büyük iyilik dahi budur. yani hakikati bizzat deneyimlemek, sonra da onu bu devrin insanının anlayışına göre yeniden açmak ve somutlaştırmak…aksi takdirde eski paradigma çerçevesinde yapılacak tüm çalışmalar, devrimiz ile uyumsuz, hatta çatışma içinde olduğu için, şiddetli reaksiyona sebebiyet verecek ve antitez çığ gibi büyüyecektir. çağımızda din karşıtı akımların güç bulmasının yegane sebebi işte budur.
işin aslını anlayıp anlatamadıkça sayısız akıl oyunlarından çıkış mümkün olmayacaktır.
sonuç: allah’ın bizimle bir zoru yoktur. o evreni ve insanı sırf sonsuz cömertliğinden yaratmıştır ve insanı sonsuz hazinelerine davet etmiştir. işte hepsi budur. sınav veya imtihan dediğimiz de antitezlerle yüzleşmek ve onlara takılmayıp geçebilmekten ibarettir. zira bir yerde hür irade varsa, orada karşıt kavramların da otomatikman türemesi söz konusudur.



