Muhyiddin-i Arabi’nin önderliğini yaptığı vahdet-i vücud ehline göre kainat esma-i ilahiyenin doğrudan billurlaşmasıdır. bu durumda iyi ile kötü, hayır ve şer arasındaki fark sadece bir bakış açısı ayrılığından öte gitmez. darth sidious‘ın da dediği gibi, “good is a point of view anakin…”. dolayısıyla bu bakış açısına göre: peygamberler Allah’ın cemal, lütuf isimlerinin bir belirmesi iken, şeytan da onun celal ve kahır isimlerinin bir temsilcisidir.
varlıkta uluhiyet mertebesinin ismi olan “Allah” lafzı, bütün ilahi isimleri kendinde toplar. Allah rahman’dır ama aynı zaman da kahhar’dır. hâdi’dir(doğru yola eriştiren) ama mûdil(saptıran) de o’dur…
ancak vahdet-i şuhud görüşünün önderi olan imam-ı rabbani, âlemin ilahi isimlerin kendilerinden değil onun gölgelerinden oluştuğunu söyler ve varlığın hakikatinin “yokluk” olduğunu ve bütün şerlerin aslının da “yokluk” olduğunu belirtir. bu durumda önümüzdeki dünya tablosu tümden değişmektedir.
“yokluk” gerçek bir varlık değildir, itibari bir varlıktır. yani ismi vardır fakat cismi yoktur tıpkı sıfır rakamı gibi. malum faydası sebebiyle sıfır rakamı icad edilmiştir ama herhangi bir sayı değeri yoktur, bilakis konulduğu basamakta sayı değerinin olmayışını temsil eder.
dolayısıyla “yokluk” yaratılmış bir şey değildir esasen. tam tersine yaratılışın meratibindeki eksik kısma tekabül eder. mesela boya kataloglarındaki gibi bir renk skalası hayal edelim. en solda siyah renk kutusu, en sağda da beyaz renk kutusu olsun. arada da sağa doğru gittikçe koyuluğu azalan ve nihayet beyaza kavuşan grinin tonları…
yaratılmışlar da varlık ışığı ile yokluğun karışımından oluşmuşlardır. bir mahluğun hamurunda ne kadar “yokluk” varsa, mahluk o kadar şerre, iptidailiğe, kötüye, noksana yakındır.
buradaki yokluk-karanlık kısım dikkat edersek gerçek değil ilmi bir varlıktır. aslında bütün olay varlık ışığının frekansını derece derece düşürerek en dibe kadar varlık mertebelerinde kademe kademe inmesidir.
hasılı, yokluğa en yakın olan şerde en ileridir. yine imam-ı rabbani’nin belirttiği üzere, kendini müstakil ve bizatihi var olma ilüzyonuna kaptıran insan benliği(nefs) den daha şerli bir mahluk kainatta mevcut değildir.
bu sebeple insanın düşebileceği denaetin, çukurun dibi yoktur. lâkin yükselişinin de limiti yoktur. en kötü olmaya istidatı olanın, en iyi olmaya da istidatı vardır elbet.



