
Bu kadar çok ve derin manalar bu kadar az kelimeye sığdırılmış. muazzam…kelime-i tevhid’i herkes kendi seviyesince anlar. bunu gerçekten anlayan ise anladığı anda cennet halini yaşamaya başlar. düşünün artık nasıl bir kelime!
benim anlayabildiğim ise şudur: bütün varlık ve insan bizatihi varlıklar değildir yani kendi güçleriyle var olamazlar. onlar ancak Allah’ın var etmesi ile vardırlar ve ancak onun var etmeye devam etmesi ile var olmayı sürdürürler.
faraza Allah bizi var etmekten vaz geçse, o anda yokluğa karışırdık ve izimiz tozumuz bile kalmazdı. pat diye bir anda yok olurduk ve bunu durdurmak için elimizden hiçbir şey gelmezdi. yani Allah’a öylesine muhtacız ve karşısında öyle çaresiziz.
buna mukabil, Allah var olmak için kimseye muhtaç olmayan tek’dir. gerçekte yegane güç sahibi odur. diğer bütün güçler ancak onunla kaimdir. tek bir yaprağın kımıldaması bile onun gücü ve kudretiyledir.
bu sebeple gerçek varlık ancak odur. diğer bütün varlıklar itibari varlıklardır. insanoğlu da dahil. tam bir tekel’dir. güç onun, bilgi onun, güzellik onun, adalet onun, hikmet onun kısaca her şey onundur. biz ise onu karşısında karınca keyfiyetiyla varız hatta o bile değil.
not: bence vahdet-i vücud ehlinin kelime-i tevhid yorumu zorlamadır. bu da onların kainatı ve insanı doğrudan esma-i ilahiye’nin tecellisi ve terkibi olarak görmekten kaynaklanıyor. halbuki imam-ı rabbani hz.’nin beyanı üzere kainat esma-i ilahiyenin kendisi değil gölgelerinden var edilmiştir. ahiret ve cennet ortamı ise bunu tam tersi isimlerin bizzat kendisinin zuhuru söz konusudur.
düşünün o zaman iş nereye gider? kainat sonsuz sınırsız bir enerji denizidir. bu enerji denizinin bir şekli, merkezi, sınırları yoktur. bu enerji bilinçlidir ve kimi noktalarında madde şeklinde yoğunlaşmalar vardır. aslında herşey tek bir varlıktır. işte vahdet-i vücudun kısa tarihi.
o enerji denizinin bilinçli olduğu doğrudur ama haşa o allah değildir. belki onun çok zayıf bir gölgesidir. asıl başka gölge başka…



