Hasan Şazelî hazretleri arkadaşı ile birlikte bir mağarada inzivaya girerler. gayeleri nefslerini ıslah etmektir. mağarada halvette ibadetle meşgul iken birbirlerine her gün:
“muradımıza çalışa çalışa ereceğiz, keşif ve keramet sahibi olacağız, ulu makam ve mertebelere ulaşacağız?” derlerdi.
onlar böyle söyleşirken mağaranın kapısında bir ihtiyar belirir. selam verir. ona kim olduğunu sorarlar.
+ben allah’ın kullarından biriyim, ismim abdülmelik
-hayırdır, niye geldin?
+size hayret ettim, ondan geldim.
-bizim şaşılacak neyimiz var? mağaraya nefsimizi, benliğimizi yok etmeye geldik.
+hayır, siz mağaraya nefsinizi azdırmaya girdiniz. ne gün evliya oluruz, ne gün gökte uçar, denizde yürürüz… bunları konuşuyorsunuz. mağarada olanın gayesi bu olmamalı. ne zaman allah’ın rızasını buluruz, allah düşmanı nefsimizi ne zaman ıslah ederiz, kötü ahlâktan nasıl kurtulur, güzel ahlâkı nasıl kazanırız?..
amacınız işte bu olmalı. fakat sizin gayeniz bunlar değil.
şazeli’nin ve arkadaşının o anda aklı başına gelir bu sözleri işitince. tevbe istiğfar ederler. işte bu hadisenin ardından tasavvuf büyüklerinden meşhur hasan şazelî hazretleri ortaya çıkar.



