Tasavvufta aslolan ruhun terakki etmesi ve nurlara gark olmasıdır. nurlar ise bütün insanlığa ya Hz. Ali, ya da Hz. Ebubekir kanalından akmaktadır. hasılı, nurlara erişebilmek için islami ölçülere uymak gerek ve mutlak şarttır.
islami ölçülere uymamak, bir nevi o büyüklere ve onların üstadı olan peygambere muhalefet ve itiraz olduğu için nur akışı derhal sekteye uğrar çünkü nurlar onlardan in’ikas/yansıma yoluyla gelmektedir.
ruhun terakkisi karşısında beden de ister istemez ona uyum sağlamak ve gerekli değişimlerden geçmek zorundadır. bu değişimler gerçek ve objektif değişimlerdir yani ölçülebilir. nörokimyasal, hormonal vs…olabilir. hatta organik başka değişimler de söz konusu olabilir.
ruhun terakki edip bedenin ona uyum sağlamaması durumunda ilgilisi ya o hali kaybeder, ya da meczup tabir ettiğimiz kişiye dönüşür. çünkü beden dönüşmediği takdirde eninde sonunda ruhu kendi seviyesine indirmekte ve o yüksek hal gel-geç cinsinden olmaktadır. yahut beden ve ruh arasındaki etkileşim zayıflamaktadır.
bu durumda şöyle bir sual tevcih edilebilir. madem ruh yükselince beden dönüşüme uğruyor, eğer biz bedeni dönüştürsek ruh yükselir mi? bu sorunun cevabı ekseriyetle “hayır” olacaktır. bunun sadece bir istisnası vardır ki, eğer bu dönüşüm tekniği islami öçüler dairesinde ve yetkili şahıslar tarafından ihdas edilmişse o zaman mümkündür.
mesela, habs-i nefes ile zikir, abdülhalik gücdevani hz.’ne hızır a.s. tarafından talim edilmiştir. böylesi makbuldür. ama hind fakirlerinin ve diğer uzakdoğu ekollerinin usulleri batıldır. çünkü onlar bedeni değiştirmekle bir takım surî hallere kavuşmakta ama asla marifetullah’dan yana bir koku almamaktadırlar. çünkü Allah Resulüne tam tâbîyet olmadan nurların zuhuru imkansızdır.
işin daha da vahim bir yönü vardır ki, imam-ı rabbani hz. tarafından ortaya konulmuştur. o zat der ki, “kalbin tasfiyesi olmadan nefsin tezkiyesi, şeytan-ı lainin istilası için yakılmış bir kandildir”. yani nurların koruma kalkanı olmadan nefs saf ve latif hale getirilirse şeytanla rezonans söz konusudur.
normal şartlarda şeytanlar insanlarla doğrudan temasa girememekte ancak kalplere bozuk ve batıl düşünceler bırakabilmektedirler ancak nefs saflaşınca boyutlar kesişmekte ve çok daha öte etkileşimler mümkün olmaktadır. dolayısıyla iman nurlarına sahip olmayanlar öyle veya böyle şeytanın hizmetlileri durumuna girmektedirler.
bütün uzakdoğu akımları, tüm spritüalistler, masonlar(rütbeli olanlar), kabbalacılar vs…hepsi bu kapsamdadır.
Mevlana gibi yüksek ruhlar ise Allah Resulü’nün bendeleridirler.



