Ancak farkındalığı yüksek olan insanların üzerinde düşünebildiği bir gerçektir. çoğu insan kendini dünyada ebediyyet vehmine/kuruntusuna kaptırmıştır, “ölüm” yalnız dilindedir, aslında ona inanmaz.
ölümü bir parçacık da olsa anlamak adeta hakikatin kapısını aralamaktır. ancak bunu kişi kendi cüzi aklıyla neticeye ulaştıramaz. bu işin erbabı olan peygamber ve onların varisleri olan evliyaya başvurmaz ise kapılacağı dehşet onu büsbütün gaflete batmaya iter. içki, eğlence vs…
peki onlar neler söylüyor kulak verelim:
-dünya bir misafirhanedir, geçici olarak onda konaklar ve sonra yolumuza devam ederiz.
-bu dünya hayatı daimi değildir sadece bir pazar yeri gibi kurulur ve biz alışverişimizi yapar evimize döneriz.
-bu pazardan alaacağımız mal “iman” ve “marifet” dir. marifet yani allah’ı tanıma ve bilme. zaten hem bizim hem de kainatın varlık sebebi bu hikmettir.
-allah bilinmek istedi bu yüzden insanı yarattı, kainatı da insan için yarattı. kainat insan için bir bostandır. bir balık için bir metreküplük alan yeter ama insan istidatının sınırsızlığı böylesine büyük ve karmaşık bir alemin varlığını zorunlu kılmıştır. alem sınırlı olsaydı insan istidatı açılamaz ve o ahmak, miskin bir varlık olarak kalır ve bir işe yaramazdı.
-eğer insan var oluş gayesi doğrultusunda hayatını değerlendirirse onu bekleyen ebedi cennetlere kavuşacak ve sevdikleriyle beraber üzüntü, hastalık, çile olmadan sonsuza kadar yaşayacaktır.



