21. yüzyılda bir ortaçağ rejimi.
er veya geç iran’daki molla rejimi yıkılacak. rejim düştüğünde insanlar dinden öylesine nefret etmiş ve tiksinmiş olacaklar ki, bir daha “allah” lafzını bile duymak istemeyecekler.
laiklik ilkesi en katı versiyonu ile yürürlüğe konulacak. inançlılar baskı altına alınacak ve sürekli takibat altında tutulacak. kesinlikle göz açtırmayacaklar onlara. eğitim sisteminde dine yer vermeyecekler. tüm sistem “bilimsel pozitivist paradigma”ya göre dizayn edilecek.
bu yazdıklarıma çoğu kişi hak verecektir belki; ancak bizim müslümanlar içlerinden şöyle düşünecekler: “evet dediğin gibi olabilir ama onlar şii”.
yani demek istiyor ki, “onlar bâtıl olduğu için o hallere düşecekler, ama biz farklıyız. o hallere düşmeyiz”.
yanılıyorsun dostum!
mesele hak-bâtıl olayı değil, şuur seviyesidir. şu an islam dünyasında hiçbir çevre şuur seviyesi olarak farklı konumda değildir. islam dünyasında ya ortaçağ din algısına saplanıp kalmışlık veya bunların hepsini reddedip bilimperestliğe iltihak etmişlik söz konusudur.
islam dünyası aydınlanmasını yaşayabilmiş değildir. aydınlanmadan kastım elbette bilimperestliğe geçiş değildir. o bir kaçıştır ve pislikleri halının altına itelemektir. üstelik bilimperestlik karanlık yüzden bir aydınlanma ve deccaliyettir; islam dünyasında hiçbir sorunu çözmez. hem de bünyenin vereceği alerjik reaksiyonlar sonucu daha beter sıkıntılar üretir. islam dünyasının aydınlanmasından kasıt, kendi inanç esaslarına ve köklerine bağlı kalarak kendi içinde bir dönüşüm, şuur sıçraması yaşaması ve ileri harekât yapabilmesidir. çoktandır kitlenip kalmış diyalektiğin çözülmesi ve tekrar işler hale gelmesidir. işte bu, hasta adamı iyileştirir. islam dünyası bir kez daha parlak bir medeniyetin temsilcisi olarak ortaya çıkar ve hem kendisini hem de tüm insanlığı deccaliyetin pençesinden kurtarmış olur.
ancak bu dediğim düşünce devrimini yapabilmek kolay değildir elbette. zira bu iş için çok üst seviye bilinçlerin zuhur etmesi ve problemleri çözmesi gerekmektedir.



