Paramparça Edilmiş Müslümanlar
Bünye kendi içinde zayıf düşmediği müddetçe mikroplara karşı mukavimdir. mikrop he zaman ve her yerde vardır ama iç dengeleri bozulmamış olan beden için onlar sorun değildir. müslümanların dağınıklığının sebebi yahudi, şu, bu değildir…
bir kağıdın üstündeki demir tozları kağıdın altına yerleştirilmiş bir mıknatıs tarafından etkilenir ve demir tozları mıknatısın kuvvet alan çizgileri doğrultusunda hizaya geçerler. işte aynen bu şekilde bir toplumun nizamını sağlayan güç ruhtur.
ruh marifeti/irfanı oranında güçlüdür ve o oranda ait olduğu toplumu düzene sokar. ruhun bir de karanlık yüzü ve bu kararmış ruhtan(nefs) doğan kara irfanı vardır ve dolayısıyla da bir toplumsal düzeni.
işte bu iki ruh ezelden beri birbiri ile kavgalıdır. hangisinin irfanı ve de oluşturduğu düzen güçlüyse o galip gelir. maddi güçler son tahlilde ruhun tezahürüdürler.
bizim hastalığımız ise yeterli marifet/irfanımızın olmayışıdır. ortaçağ islam devletlerinin tamamı muhyiddin-i arabi hazretlerinin irfan zemini üstünde neşvü nema bulmuş ve çiçek açmışlardır. mukabil düzen tarafından mağlup edilince de yerine henüz bir şey koyamadık. biz de o kara düzene uyduk gidiyoruz.
ancak muhyiddin-i arabi hazretlerinin marifetinin son demlerinde, 1600’lü yıllarda, imam-ı rabbani hazretleri bir bayrak yarışçısı gibi o marifeti alıp çok ötelere taşımaya muvaffak olmuştur. bu muazzam bir başarı hikayesidir ama islam alemi bundan neredeyse haberdar değildir çünkü meseleyi anlayacak bir seviyeden çok uzaktır.
yeterli bir marifetten yoksun olunursa, gerek fert planında gerekse toplum planında, kuran ve sünnet tatbik edilemez sadece lafta kalır. okunan kuran boğazdan aşağıya inmez veya kuran, soytarıların, büyücülerin, üçkağıtçıların, siyasilerin elinde suistimal edilir. sonsuz karışıklık doğar, günümüzde olduğu gibi…



