Tasavvuf (Seyr-i Süluk)21. Yüzyıl İslam AnlayışıAnlayışta YenilikAşk - Sevgi

Risale-i Nur 3

Bir zamanlar, üniversite yıllarında, bu nurcu tayfa bir vesile ile beni evlerine davet ettiler. iyi hadi gidelim, dedim ve dershanelerine gittik.

geniş bir odada duvar diplerine dizildik, yer minderlerine oturduk. şöyle kalın minderler, yaslanacak versiyonları da arkamızda. nurcu abisi başladı okumaya, biz de dinliyoruz. bir müddet sonra sesler sanki gaipten geliyor gibi hissetmeye başladım. üzerime öyle bir uyku ve ağırlık çöktü ki, “Allah’ım ne olurdu şurada bir yer döşeği olsa, ben de kıvrılıp yatsam” diye sayıklamaya başladım. neyse ki, ara verdiler ve çay servisine başladılar da, biraz kendime gelebildim.

işte nur dersanelerinden anılarımda kalan budur. bir de risale-i nur’u , büyüteçle okuyan yüksek rütbeli nurcu abiyi hatırlıyorum. bana tuhaf ve delici gözlerle bir bakış atıp, parmağını uzattı ve “sen oku!” dedi. gözleri öylesine deliciydi ki, sanki baktığının arkasını görür gibiydi. o zaman hafiften ürkmüş ve huzursuz olmuş ve tavrına anlam verememiştim. şimdi ise meseleyi daha iyi anlıyorum. o delici bakışlarıyla bende bir şey görmüştü, ama ne görmüştü tabii muamma.

nurcular son derece yapışkandırlar. sizi gözlerine kestirdilerse bir daha kolay kolay bırakmazlar. ama beni bıraktılar. neden mi? ben tehlikeli ve sakat bir adamdım sanırım onların gözünde. çünkü üniversite yıllarımda gırtlağıma kadar siyasete batmıştım. malum, nurcuların pek o taraklarda bezi yoktur.

okumalarımda ise mektubat-ı rabbani ve diğer tasavvufi eserler başı çekiyordu. risale-i nur’dan pek tat alamamıştım ama mektubat-ı rabbani’yi geceler boyu vecdle okuyordum. ileriki yıllarda bu okumalarım sayesinde belli bir altyapı kazanınca, dur bakayım şu risale-i nur neymiş diye, bir göz atmaya karar verdim.

evet edindiğim tasavvufi altyapı işe yaramıştı. artık risale-i nur’u okuduğum zaman anlayabiliyordum. 

ama dur, önce imam-ı rabbani hazretlerine bir danışayım. bakalım risale okumama ne diyecek? 

mektubat’tan bir tefe’ül açtım ve rastgele bir yere parmağımı bastım. çıkan aynen şuydu, “o okuduğun ehl-i beyt ilimlerindendir”

evet, ehl-i beytin kendisine has bir ilmi vardır. mektubatta belirtildiğine göre, Hz. ali afaki ağırlıklı bir seyirle maksuduna ulaşmıştır. afaki seyrin sonucu ilimdir.(afaki seyir=eserden müessire yükselmek yolu, yani resmi inceleyerek ressam hakkında bilgi edinme usulü)

Hz. Ebubekir’in yolu ise enfüsi ağırlıklıdır. bu yolda afaka yani aleme bakılmaz. kişi kendi iç alemine nazar eder. kendinden hakka yol bulur. bu yolun getirisi ise muhabbet-i ilahiyedir, aşk-ı ilahidir.

hatime:

evet risale-i nur’un kökleri bahsedilen noktalara kadar uzansa da, günümüzde bu yol büyük ölçüde rayından çıkmıştır.

bir kısmı, insanların kimlik ve aidiyet ihtiyacını karşılayan bildiğiniz dayanışma grubu hatta çıkar grubu seviyesindedir.(ihlaslıları tenzih ediyorum)

bu insanları bir arada tutan güç ise inanılmaz bir taassuptur. herhangi bir fikir elastikiyetleri yoktur. çok basit bir soru sorayım da anlayın:

neredeyse bir asırlık mazileri olmasına rağmen, siz hiç orijinal fikirler, verimler, çözümler ortaya koyabilen bir nurcu gördünüz mü?

isnetus 03.09.2015 12:25 ~ 16:40

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu