“Şüphesiz Allah ve melekleri peygamber’e salât ediyorlar.
ey iman edenler! siz de ona salât edin, selâm edin.” [ahzab suresi- 56]
“Allah ve melekleri, rasule çok salâvat getirirler…” yardımlarla,
desteklerle, kemalat bahşetmelerle ona salâvat getirirler.
şu halde ona salâvat getiren, hem cem, hem de tafsil olarak, dolaylı ya da dolaysız
yüce Allah’tır. bu yüzden Rasulullah (s.a.v) müminlerin kendisi için
getirdikleri salâvat ve selamları bilir. çünkü onların salâvat ve selamları
tafsil kapsamına girer.
müminlerin Rasulullah’a (s.a.v) salâvat getirmelerinin hakikâti, onun hidayetini, yol göstericiliğini ve kemalini kabul etmeleri, onun zatını ve sıfatlarını sevmeleridir. bu, ondan kendilerine yönelik bir yardım, kemale erdirme ve feyzi umumileştirmedir.
eğer onun kemalatını kabul etmeleri olmasaydı,
Rasulullah’ın (s.a.v) kemalatı zahir olmayacak ve hidayetle, kemale
erdirme ile vasfedilmeyecekti.
şu halde, yardım yukarıdan etki
etmek veya aşağıdan etkilenmek şeklinde olmaktan çok daha geneldir.
bu, sevgi ve saflığı, arınmayı kabul etmek gibidir. işte müminlerin
namazda “ allahummesalli ala muhammed” şeklinde dua etmelerinin,
selam vermelerinin hakikâti budur.
onu eksikliklerden ve ayıplardan beri
kılıyorlar. kendi nefislerini kemale erdirmesi, onlara etki etmesi
hususunda salim, kusursuz olduğunu vurguluyorlar. ona selam vererek
dua etmelerinin anlamı budur.
(tefsir-i kebir tevilat, muhyiddin-i arabi’den)
bir hadis: “üzerime her gün bin defa salavat getiren kimse cennetteki makamını görmedikçe ölmez”



