Sivrisinek ve nemrut hikayesini hepiniz duymuşsunuzdur. materyalist kafa yapısındaki insanlar burun kıvırır bu tür kıssalara. kıssanın anlatımındaki mantık hatalarına dikkat çekip hemen inkara giderler.
ancak mesele o değildir. anlatılan kıssa isterse masal görünümünde olsun… orada verilmek istenen mesajı alıyorsan tamamdır. kıssanın zâhirî mantık örgüsü, saded dışıdır. ben şimdi ince soyut bir meseleyi anlatmak için aslan, tilki ve çakala dair bir hikaye uydursam, sen oradaki gömülü mesajı bırakıp hikayenin zâhiri ile mi meşgul olacaksın?
nemrut ve sivrisinek kıssasındaki mesaj nedir?
zayıf bir kul ve insan olduğunu unutup büyüklenen, güç iddiasında bulunan ve insanlara ilahlık taslayan bir diktatör olan nemrut’un sonu bakın nasıl oldu… onu aslan kaplan gibi güçlü bir canavar dahi değil, basit zavallı bir sivrisinek mağlup edip öldürdü. sivrisinek gibi basit ve zavallı bir mahluka bile gücü yetmeyen insanın her tarafı ilah olsa kaç yazar? (bir kaç gün önce, kuzey ırak’ta başika üssünde nöbet tutarken sivrisinek ısırması sonucu “batı nil virüsü” kapan askerin şehit olduğu açıklandı. demek ki olabiliyormuş böyle şeyler o coğrafyada)
işte verilmek istenen mesaj budur… önemli olan da bu mesajı almaktır… yoksa nemrut sivrisinekle gerçekten bir macera yaşadı mı yaşamadı mı diye sorgulamak, zâhir mantık örgüsünde kusurlar aramak çocukça bir iştir.
bu incelikleri görebilmek için kalpte bir parça(şairlerdeki, sanatçılardaki gibi) bir açıklık gerekir. zira aklın gidemediği yere sanat/kalp gidebilir. uzay yolundaki sivri kulaklı volkan’lı tiplemesi gibi yüzeysel mantık ehli, kabuğu aşamazlar; öze ve manaya bir türlü nüfuz edemezler. kısacası kalp modemi ölmüş, ışıkları sönmüş insanlar, mana alemi ile irtibat kuramazlar. aristo mantığı ile bir şeyler geveleyip dururlar.
sanatçı ve şairlerde kalbin açık olduğundan bahsettik; doğrudur…ancak sanatın dahi bir hakikati ve bir de sureti vardır. onu da unutmayalım. zira,
“hüvel evvelü vel ahiru vezzahiru vel bâtın” (hadid 3)
ayeti uyarınca, bu alemde her şeyin öncesi, sonrası, içi ve dışı vardır. bu nedenle kabukta kalmış sanatçılara pek de itibar etmeyelim. kendisi sanatçı olduğu halde en büyük sanatçıdan yani hakk’tan gafil kalmış kimsenin ne derece sanatçı olduğu tartışılır. belki de onlar deccalın sanatçılarıdır. dolayısıyla şiirin ve sanatın da hakikatini tasavvuf büyüklerinde aramak gerekir. nebiler ise tüm bunların da ötesine geçmişlerdir. en büyük sanatçıyı bulan, sanatı ne yapsın…



