
1 inne muhakkak ki
2 fi vardır
3 zalike bunda
4 lezikra bir öğüt
5 limen kimse için
6 kane olan
7 lehu onun
8 kalbun kalbi
9 ev yahut
10 elka veren
11 s-sem’a kulak
12 vehuve ve o
13 şehidun şahid olarak
bakın arkadaşlar!
kaf suresi 37. ayetin kelime kelime çevirisi budur. türkçe meallerin hangisine bakarsanız bakın doğru düzgün bir şey anlamanız mümkün olmayacaktır bu ayetten.
bunun birinci sebebi akıl ve kalp kavramlarının günümüzde içinden çıkılamayacak kadar karışık hale gelmiş olmasıdır. ikinci sebep ise “şehidun-şahit olarak” geçen ifadesinin anlamının bilinmemesidir.
bu meseleyi günümüz insanına hitap edecek tarzda, şu makale’de açmaya çalışmıştım. (bkz: altbeyin üstbeyin/#124698897)
bu makalede’de üst beyin veya korteksin faaliyetinin zeka olduğunu, altbeynin faaliyetinin ise aklı oluşturduğunu belirtmiştik. ancak siz de gayet iyi biliyorsunuz ki, günümüzde akıl denince rasyonel akıl veya bir üstbeyin işlevi olan zeka kastedilmiş oluyor çoğunlukla.
işte kuran’da sık sık geçen “akıl” kavramı; zekanızı işletin, aristo mantığı kullanın ve kıyas yaparak gerçeğe ulaşın anlamına gelmiyor bu nedenle. kuran’da geçen akıl ile büyük ölçüde insanın altbeyninin işlevi kastediliyor. yine kuran’da bahsedilen kalp de altbeynin ta kendisi oluyor. bakın ayet net olarak kalp veya akıl diyerek ikisini nasıl paralel hale getirmiş.
bu durumda anlam şöyle oluyor: kalbi olan yani altbeyni gelişmiş ve titreşim frekansını yükseltmiş kimse, ilahi düzeni görür, hisseder, deneyimler hale geliyor ve daha önemlisi ilahi düzene entegre olup, onunla veri alışverişine başlıyor. bir tür kablosuz ağ kuruluyor onun altbeyni ile ilahi düzen arasında. kalbine ihamlar yağıyor veya bir diğer tabirle altbeynine evrenden veri indiriliyor. o kimse kuran’ı okuduğunda veya bir şeyin hakikatini anlamak istediğinde zekasıyla(üstbeyniyle) çözmüyor sorunu; bilakis altbeyni evrenden gelen verilerle bir anda aydınlanıveriyor.
işte o yüzden kuran’da, “arınmamışlar kuran’a el sürmesinler” deniyor. yani altbeyni temizlenmemiş ve titreşim frekansını yükseltmemişler, ilahi düzenle irtibata girmemiş olanlar; yani aklı aktive olmamışlar, kuran’a el sürmesinler deniyor.
peki niçin böyle deniyor?
çünkü kuran veya evrensel hakikatler ancak ilham veya vahiy ile gelir ve yine ancak ilham ve vahiy ile anlaşılır. bunların anlaşılmasında zekanın(üst beyin faaliyetinin) neredeyse yeri yoktur.
o yüzden altbeynini temizlemeyi başaramadığı halde korteksi(beyin zarı, üst beyin) ile kuran’dan faydalanmaya çalışanlar çok büyük bir yanlışın içine düşüyorlar; katı dogmatik insanlar haline geliyorlar. dünyayı kendileri için de başkaları için de yaşanmaz hale getiriyorlar.
sonuç: bir kimse ne anlıyorsa bu dünyada, altbeyninin gelişmişliği sayesinde anlıyor; neyi de anlamıyorsa altbeyninin ilkelliğinden dolayı anlamıyor. altbeyni yeterince gelişmiş olan kişi, tüm evreni algılar hale gelebiliyor. evet tüm evreni…aklı en çok olan da yine bu kişi olmuş oluyor(umarım dücane cündioğlu burayı okur).



