Mecusilere göre bir iyilik tanrısı, bir de kötülük tanrısı vardır.
belli ki kötü ve şer işleri tanrıya yakıştıramayıp şerrin yüklenicisi olarak yeni bir tanrı icat etmişler.
islam tarihinde dahi mutezile namlı bir mezhep vardır. onlardaki mantık da özü itibariyle mecusilere yakındır. mutezileye göre tüm hayırlar Allah’tandır, ancak kötü ve şer işleri kul kendi yaratır.
cinayete bakar mısınız?
akıllarınca şer işleri Allah’a atfetmeyi uygun görmeyip, tenzih etmek istemişler. halbuki varoluştaki tüm fiil Allah’a aittir. o’ndan başka yapıp eden yoktur. şeytanlar, inkarcılar, tüm kötülük ehli vs. dahi ancak Allah ile kaimdir. seçim ve tercih ise son tahlilde kulun kendisindedir.
söz gelimi film yönetmeninin senaryosunda hırsızlık rolü de vardır. ancak hırsızlık rolünü hangi oyuncunun üstleneceği kişisel tercihe kalmıştır. peki senaryoda hırsızlık rolü niçin vardır?… hırsızlık bir antitez manadır. iç dünyasında bu manayı taşıyanların, zâhirde de bir hırsız ile karşılaşması zorunludur. o yüzden senarist, hak edenlerin üzerine sevk etmek için hırsızları da hazır bulundurur.
tüm zalimler, tüm şer ehli aynen bu şekilde görevli kimselerdir. ancak o role kendileri talip oldukları ve niyetleri şer olduğu için yaptıklarının bedelini de acı acı ödemek zorunda kalırlar.
öyle zalimler vardır ki, dünyadaki tüm gayreti cehennem evlerini tamamlamak içindir. dünyada her türlü şerri icra ederler. Allah da onlara mühlet verir ve cehennemdeki evleri tamam olmadan canlarını almaz.
dünyada hatta evrende, bizim aklımızın alamayacağı kadar karmaşık ve muazzam bir düzen söz konusudur. bu filmde her türlü oyuncuya ihtiyaç vardır. zalimi de, adili de, sapığı da, canisi de, şeytanı da, meleği de gereklidir.



