Kuran’ın İnsan Yapısı Olduğunun Delilleri 3
“Arayan belasını da bulur, mevlasını da” demiş atalar. ne ararsan onu bulursun. elinde yalnızca çekiç olan her şeyi çivi olarak görmeye başlar. ancak bunların hiçbiri bir şey ifade etmediği gibi şeksiz ve şüphesiz bilgi de vermez. yani ele geçen yalnız “zanlar” olur.
peki hakikate nasıl erişeceğiz. elbette külli bir tefekkürle…iddiamızı topyekün varlık çapında bir genellemeye ulaştırmamız gerekiyor. mesela “kuran insan yapısıdır” dediğiniz anda allah’ı, peygamberi vs…inkar etmiş olursunuz. o zaman biz neyiz? bu kainat ne? izah gerekli…ben sizin yerinize yapayım…
allah-peygamber yoksa, bütün bu hayatın anlamı ne? cevap koca bir “hiç”…gaz bulutu yoğunlaştı, galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluştu. içinde gerekli şartları taşıyan gezegenlerde kendiliğinden canlılar oluştu. belli bir evrim süreci sonucunda insan türedi. doğacak, yaşayacak, üreyecek ve ölecek. niçin? hiç…(büyük patlmadan önce ne vardı? cevap=?)
bir anda bildiğimiz değerlerin hepsi çöpe gitti. “başı hiç, sonu hiç” olan bir hayatın ne anlamı, ne değeri var? vur patlasın, çal oynasın, hayatımızı neşe içinde tüketelim. ama hepsi bir gün bitecek ve o inanmadığımız ölüm bizi kucaklayacak, tıpkı bizden önce yaşayıp geçmiş takribi 150 milyar insanı kucakladığı gibi. yani gene “hiç”…
Allah’ı kabul etmediğimiz anda karşımıza her yerde bu “hiç” çıkıyor. o kadar çok çıkıyor ki sanki bir nevi ilah oluyor bu “hiç”…
bu tür düşünceler insan nefsinin bir hilesidir. sırf içinde bulunduğu anda bir sürü sınırlamadan kurtulmak ve keyfince yaşamak için. fakat o işin neticesi tembel ağustos böceğinin sonuna benzer. yarın ahirette, bizim gibi karıncalardan medet umarsınız ama maalesef işin sonu hüsran olur.
Allah vardır ama insan aklının ötesindedir.(ancak kalp ile belli ölçülerde bilinebilir)
Peygamberler göndermiştir. kendi halklarının anladığı dille konuşurlar.
allah bilinmek istemiş, kendini tanıyacak bir varlık istemiş o yüzden insanı yaratmıştır.
kainat ise insan için bir bahçedir, bostandır. bütün genişliğine sonsuzluğuna, karmaşıklığına rağmen böyledir.
kainatın bu büyüklüğü ve karmaşıklığı insan istidatının tam açılımı ve aklının keskinleşmesi için gereklidir. sınırlı ve basit bir kainatta yaşayan insan ahmak bir varlık olur, bir işe yaramazdı.
peki, “Allah beni niçin yarattı? ben istemiyorum kardeşim, bana mı sordu?” denirse cevap şudur: varlık büyük bir nimettir, hatta varlık her hayrın kaynağıdır. yokluk ise bütün şerlerin ve kötülüklerin kaynağıdır. mesela esasında “karanlık” bir varlık değildir sadece ışığın yokluğudur. zulüm de adaletin yokluğudur bizatihi bir varlık değildir. bunu bütün negatiflere tatbik edebilirsiniz.
dolayısıyla Allah bizi yaratmakla bize büyük bir nimet vermiştir. onu tanıma gayesiyle hayatımıza yön verirsek, bizi tamamen nurdan cennetlerde ebedi bir hayat beklemektedir. onu tanımak için ise peygamberlerine kulak vermemiz gerek ve yeter şarttır.



