Anlayışta YenilikDünya GörüşüHakikatSiyasetToplumsal BilinçToplumsal Düzen

Cumhuriyet Bizim Alfabemizi Dilimizi Yok Etmiştir

İngiltere’ye bakın arkadaşlar…adamların neredeyse her şeyi gelenekten ibaret.

reel olarak devam edemeyen gelenekler bile sembolik olarak sürdürülüyor. peki ingiltere niçin günümüzde artık pek de anlamı kalmamış böyle bir yapıda ısrar ediyor? niçin bir kültür devrimi ile silkinip hepsinden kurtulmuyor?

çünkü kural şudur: “çalışan sisteme dokunulmaz”. insanın son derece doğal bir bilgisidir bu. yenilik zordur, risklidir, pahalıdır. o nedenle iş gördüğü müddetçe eski düzen terk edilmez. eski düzenin terk edilmesi için artık iş görmediğinin, hatta zarar verdiğinin ortaya çıkması ve bir genel kabul halini alması gerekir.

islam aleminin haline bir bakın…19. yüzyılda neredeyse tamamen sömürgeleştirilmiş durumda idi. bu, senin dünya görüşünün artık atıl ve iş görmez hale gelmiş olduğunun göstergesidir. art arda alınan mağlubiyetler, acılar, fakirlik, sefalet, kan, gözyaşı ve batı karşısında aciz duruma düşmek vs. elbette ister istemez bir sorgulamanın başlamasına neden olacaktı. o dönemin aydınları da bu sorgulamayı yaptılar ve çözümü eski dünya görüşünü ve onun düzenini tümüyle terk etmekte buldular. eski dünya görüşü tüm alt unsurları(hukuk, sanat, din vs…) ile beraber çöpe gönderildi.

niye gönderildi diye dertlenenlere verilecek cevap basittir: “bir işe yarasaydı, gelişmiş ve müreffeh bir toplum üretseydi, elbette o dünya görüşüne dokunulmazdı. hatta eski dünya görüşüne dokunmak kimsenin aklına dahi gelmezdi. hayatta kalmaya hizmet etmeyen her şey terk edilir”.

bizdeki muhafazakar kesim en basit sorgulamaları bile yapmaktan acizdir. tek bildikleri eski dönemin bir takım unsurlarını gündeme getirip bol bol siyasi goygoy yapmak ve bunu oya tahvil etmekten ibarettir. aslında orada bile samimiyetsizdir bunlar. samimiyetsizlik ruhlarına işlemiştir. niçin?… çünkü lümpenler oportunist bir sınıftır(lümpen= kente gelmiş köylüler. yarı köylü yarı kentli sınıf).

diderot şöyle der: “son rahibin bağırsakları ile son kral boğulmadıkça, insanın özgürleşmesi mümkün değildir”.

bu söz sana ne ifade ediyor?

“kafirin teki” deyip geçeceksin biliyorum; ama işler hiç de senin zannettiğin gibi değil. onların 18. yüzyılda geldiği düşünce seviyesine sen bugün dahi gelebilmiş değilsin. elde ettiğin üretim gücü ve bir kısım teknoloji ile övünüyorsun belki, ama onlar dahi uzak doğuluların yaptığı gibi yüzeysel bir taklitten ibaret aslında; arka plan boş… arka planda aydınlanmış bir bilinç bulunmuyor.

ama o da olacak inşaallah. kolektif bilinç olarak yenilenmeyi(tecdidi) başaracağız. bugün bunları konuşabildiğimize göre, üst boyutlardan marifet sızıntıları oluyor demektir. zamanı gelince sağanak halini de alacaktır.

not: kemalizm hakkında en doğru teşhisi “dede paşa” namlı eski bir tasavvuf ehli yapmış ve şöyle demiştir: “müceddid bâtından gelirse dini tecdid eder, kuvvetlendirir. şimdi ise müceddid zâhirden gelmiş”. yani demek istiyor ki, kemalizm yalnızca sureta ve şeklen bir yenilenmedir; taklitten ibarettir ve içi koftur. yenilenme, hakikat boyutundan inen yüksek bir marifete istinat etmeli ve ondan doğan dünya görüşünden kaynaklanmalıdır. aksi takdirde iş haktan uzaklaşmaya varır. zira hakikatin sureti firavunluk veya deccalizmdir.

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

4 Yorum

    1. bunu anlayabilmek için yazarın diğer birçok yazısını da okuman gerekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu