Arifler yalnızca günahlarından değil, iyi amellerinden dahi tevbe ederler. kıldıkları namazlardan, tuttukları oruçlardan, tüm hayırlı sayılan amellerinden pişmanlık duyup allah’tan af dilerler.
niçin?
çünkü insanı hakikatten, Allah’tan alıkoyan, perdeleyen tüm ameller günah kapsamındadır. onlarda hayır olsaydı Allah ile arada perde oluşturmazlardı.
daha da ötesi, tüm amellerin kaynağı olan bilinçlerinden tevbe ederler. o bilinçte hayır olsaydı, Allah’ı bulurdu.
“estağfirullah el azıym, ellezî la ilahe illa hu, el hayyel kayyum ve etûbu ileyh”
anlamı:
“kendisinden başka ilâh bulunmayan, ebedî hayatla daima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı yöneten Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim”
not: bu noktaya erişen şuura, nefs ve şeytan şu telkinde bulunur: “yaptığın iyilikler bile aslında kötülük. işte kendin de gördün, ne diye uğraşasın ki, sal gitsin, keyfine bak”
şeytanın bu telkinine itibar edilmemelidir. kişi elinden gelen her ameli yapmalı, ancak günün sonunda hepsinden tevbe etmelidir. islam zıtlar arası muvazenenin üstün nizamıdır. şuurun ilerleyiş ve yükselişi, zıtların çarpışması yoluyladır. diyalektiğin bir ayağı eksik olduğu anda ilerleme durur.



