
“…Bilseniz ben mesneviyi okumuyorum, oradaki uygulamaları kendime tatbik etmeye çalışıyorum. dediğiniz gibi, damla damla da olsa.. . varsın az olsun, yapmaya gayret ediyorum. sohbet ediyorum onunla. inanır mısınız, okurken karşımda mevlana hazretleri var, bana öğüt veriyor. bazı nüktelerinde gülümsüyorum. bana hitap ediyor hep. hele “babacım” demesi yok mu? koşup sarılasım geliyor. öyle işte.. rüyalar da değişti gibi, negatif varlıklarla savaşır oldum artık…
gel gitlerim azaldı. günlük hayatta en buhranlı anımda bile, yüce allah’ın her şeyi çekip çevirdiğini, kul olmaktan baska amacım olmadığını hissediyorum. “rabbim” diyorum içimden, yemin ederim “buyur kulum” dediğini hissediyorum. sadece “şükürler olsun, seni çok seviyorum, beni sensiz hiç bırakma, gaflete daldırma” demek geliyor… ne buhran, ne depresyon, ne fazlaca bir istek, utanıyorum istemeye zaten. görüyor kurban olduğum Allah halimi. ondan uzaklaşmak en büyük korkum oldu. yüce rabbim gaflete dalanlardan eylemesin. çok duygulanıyorum…herkes bunları, görsün yaşasın istiyorum. inşaallah güzel gönüllü her kula nasip olur. hayırlı akşamlar.” (pure 87)
******
pure87 mesnevi okuyarak, çok kısa bir sürede(bir yıl dolmadan) “huzur” halini yakalamış durumda. akıllı düşünene kadar, deli dereyi geçermiş. elbette bu hızını şiddetli muhabbet ve teslimiyetine borçlu.
başkaları Allah var mı, yok mu? kalp de neymiş? bilim, ilim diyene kadar, o çoktan rabbiyle hasbihal eder olmuş. bize maşallah, demekten başka bir söz kalmıyor.
bilgi körün değneğidir. gözü açık olana değnek gerekmez elbet. ancak elbette bunun da bir sınırı vardır. her ne kadar aşk burağına binip, ruhu şimşek hızıyla huzur-u ilahi’ye yükseltmek mümkünse de, orada tutunabilmek nefsin terbiyesine bağlıdır. zira terbiye olmamış nefs, müttefiki şeytanın da himmetiyle, aşığı huzurdan düşürmek ister. bunun için pusuya yatıp, her daim fırsat kollar. nefsin terbiyesi de bir parça ilim gerektirir tabii ki.



