
Allah vardı, başka hiçbir şey yoktu.
sonra evreni yarattı iç içe boyutlar halinde
evren yedi boyutlu olduğu için eskinin insanları “allah evreni altı günde yarattı,yedinci günde de dinlendi” diye bildiler bu gerçeği; kendi anlayışlarınca.
allah, mutlak kemal üzeredir; yani ondaki tüm sıfatlar eksiksiz ve kusursuzdur. mesela allah mutlak bilgi sahibidir; bir şeyi bilmemesi mümkün değildir. mutlak kudret sahibidir; hiçbir zaman acze düşmesi ve bir şeye güç yetirememesi söz konusu olamaz.
yine allah mutlak diridir; ona ölüm veya hastalık ârız olamaz. mutlak iyi ve güzeldir; zerre kadar da olsa ne kendinde ne sıfatlarında çirkinlik yoktur. her işi iyidir ve o’ndan zerre kadar da olsa herhangi bir kötülüğün çıkması mümkün değildir.
allah sonsuz zengin ve aynı zamanda sonsuz cömerttir. insanı hiçten yaratarak tüm hazinelerini ona açmıştır. insan allah’ın tüm hazinelerinden hiçbir sınırlamaya tâbî olmadan yararlanmaya yetkili kılınmıştır. işte bu yüzden allah insanı asla doymayan hırslı bir canlı olarak yaratmıştır. asla gözü doymayan bir mahluk olsun ki, allah’ın sonsuz hazinelerinden durmadan istifade edebilsin. eğer bir noktada doyup bıraksaydı, o zaman sonsuz ilahi hazineler anlamsız kalırdı. örnek: yeryüzü huri güzelliğinde kızlarla dolu olsa, ancak onları talep edecek erkek denen canlı bulunmasa, o güzelliklerin hepsi abes, boş ve anlamsız kalırdı(insandaki hırs özelliği sırf madde planında çalıştırılırsa, çok fena bir ahlaka dönüşür).
allah’ın hazineleri nedir diyeceksiniz belki…
ben tüm evrenin imparatoru olmak istiyorum. tatmin olmadık hiçbir duygum, ukdem kalmasın…tüm evren bana boyun eğsin…herkes karşımda el pençe divan dursun…lüksün de lüksü bir hayat yaşayayım…. en güzel, en hoş, en alımlı kadınlar etrafımda pervane olsunlar; dans etsinler…hep en leziz yemekleri yiyeyim…en güzel filmleri seyredeyim, en güzel maceraları yaşayayım…bir sürü kadınım olsun ama bir tanesi de gözdem ve kraliçem olsun; yanımdan ayrılmasın…hastalık, yaşlılık ve zaaf semtime uğramasın vs…
işte ben bunları istiyorum; ama aynı zamanda biliyorum ki, benim bu istediklerim allah’ın hazineleri yanında denizden damla gibidir. allah bana, benim aklımı hayalimi aşan bir şekilde bahşetmeye, ihsan etmeye muktedirdir.
peki allah böylesine zengin iken, bizler bu dünya denen mezbelede niçin sefil bir hayat yaşıyoruz?
bunun sebebi basittir esasen: her şey zıttı ile kaimdir. fakirlik çekmeyen zenginliği bilemez. kötülüğü, çirkinliği, zulmü tecrübe etmeyen güzelliği göremez bile… sersefil yaşamamış olan, lüks yaşamanın değerini bilemediği gibi tadını dahi fark edemez…
işte bu nedenle dünya denen tüm şerlerin ve antitezlerin bulunduğu boyut, bir tür hazırlık okulu ve muazzam bir hayatın mukaddimesi hükmündedir. bu okulu başarıyla bitirip diplomasını alanlar, lüksün de lüksü sonsuz bir hayat için ilgili boyuta sevk edilirler.



