
Usame Bin Ladin
Bilindiği üzere islamcı camiada komplo teorileri yaygındır. çoğu lümpen olan alt tabakayı bu tür komplo terorileri ile hizada tutarlar.
bunlara göre usame bin ladin aslında abd’nin ajanıdır ve 11 eylül saldırılarını aldığı emir üzerine gerçekleştirmiştir. böylece abd, ortadoğu ve islam dünyası üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmek için gerekçeye kavuşmuştur.
bunun saçma sapan bir söylem olduğunu azıcık aklı olan kimse hemen anlayabilir. bu uyduruk komplo teorisine inanan saflara acı acı gülümsemiştim vakti zamanında. ancak şimdi fikrim bir ölçüde değişmiş durumda. artık ben de mi inanır hale geldim bu teoriye? elbette hayır. ben usame’nin kendi dünyasında, kendi aklınca samimi bir müslüman olduğuna hâlâ inanıyor; hatta biliyorum.
işin sırrı diyalektik yasalarda gizli: “bir şey haddini aşarsa zıttına inkılap eder”. bu kural uyarınca, her noktada itidal hadini korumamız, ifrat ve tefrite düşmekten sakınmamız gerekiyor. ifrat ve tefrit kutupları her ne kadar birbiri ile kavgalı gözükseler de gerçekte bir paranın iki yüzü gibidirler ve bâtıl olmak açısından birdirler. en kötüsü de birbirlerinin varlık sebebidirler. biri olmazsa diğeri de olmaz. (ör: kemalist-dinci kavgası)
batı, üstün bir dünya görüşünü geliştirmeyi başarınca bunun maddi sonuçları da oldu elbet. zaman içinde dünyanın geri kalan kısmını istila etmeye ve sömürgeleştirmeye başladılar. islam dünyasında bu istilaya verilen ilk tepki “biz dinimizden yüz çevirdiğimiz için cezalandırıldık” düşüncesi oldu. böyle tepkiler çok klasiktir ve geçersizdir. ara kademeleri geçip hızla asıl üzerinde durmak istediğim insan tiplemesine gelmek istiyorum: bunlar ev zencisi tabir edebileceğimiz sömürge aydınlarıdır. bunlar yenilgiyi kabul etmişler; ondan da öte batı karşısında korkunç bir aşağılık kompleksine kapılmışlardır. bizim son dönem osmanlı aydınlarımızın tamamı az çok bu kategoriye dahildirler.
ev zencisi tiplemesinin ne kadar itici ve menfur gözüktüğünü söylemeye gerek yoktur sanırım. işte hem bu güruha hem de batıya karşı olan tepki bir müddet sonra radikal görüşlerin üretilmesine sebebiyet vermiştir. köklere ve öze dönüş; batıya karşı radikal çıkış…selefi, vahhabi ve diğer cihatçı akımlar…bunların her şeyiyle geleneksel gözüktüklerine bakmayın; aslında modern bir harekettirler. diyalektik yasalar gereğince ortaya çıkmışlardır.
batının dünya görüşünde fani olmuş aydınlar yani ev zencisi tiplemesi, ifrat kutbunu oluşturuyor ise bu radikaller de tefrit kutbunu oluştururlar ve her ikisi de son tahlilde islam dünyasına büyük zarar verirler. tersinden ve düzünden onun aleyhine çalışırlar.
“evropa, evropa” diyen meşrutiyet aydını ve ışidçılar elbette bahsettiğim hakikatin en ekstrem örnekleridirler. onlar kadar olmasa da günümüz insanları öyle veya böyle iki kutuptan birine çeşitli derecelerde yanaşıktırlar.
“büyük doğucu” mutediller yani ifrat ve tefrit kutbuna düşmekten kendini koruyup istikamet üzere olanlar ise parmakla sayılacak kadar azdırlar. “Allah bereketlendirsin onları” diyelim; başka ne diyelim…



