
Müsrif olmamak, bir fakirlik-zenginlik meselesi değil; bir bilinç ve idrak durumudur.
nefsin son haddine kadar cimri bir mahluk olduğu kesinleşmiş bir hükümdür. kuran’ın insanı sürekli muhtaçlara yardım etmeye çağırması ve teşvik etmesi, işte tam bu yüzdendir. yardıma muhtaçların varlığı sadece bir vesiledir. gerçekte ise maksat kişinin bir kısım maddi varlığından vazgeçerek nefsin en kötü sıfatı olan cimrilik hastalığından kurtulmasıdır.
nefs dediğimiz evrenin en çirkin ve kötü mahlukudur ve alabildiğine cimridir. peki nasıl oluyor da müsriflik gibi bir temayüle girebiliyor? normalde bunun mümkün olmaması icap ederdi.
nefsin müsrifliğe düşebilmesi için iki şarttan birinin yerine gelmesi gerekir:
1. israf ettiği şeyin kendi cebinden çıkmıyor olması: mesela iş yerinde tuvalet kağıdını pervasızca kullanan veya parası kendi cebinden çıkmadığı için devlet veya şirket imkanlarını çarçur eden tiplere epeyce denk gelmişsinizdir sanırım.
2. nefsin en büyük arzusu ve varlık sebebi olan büyüklük ve üstünlük davasına hizmet ediyor olması: evet nefs işin ucunda türdeşleri içinde üstünlük elde etme, gösteriş, kendini ululama, kendinden memnun olma fırsatları çıktığında hiç düşünmeden cimriliğinden taviz vermekte ve tam zıt kutba savrulup büyük bir müsrife dönüşebilmektedir.
marka düşkünlüğü, lüks tüketim, gösteriş ve debdebe için yapılan harcamalar, hediyeler, ikramlar, reklam amaçlı yardımlar vs. hep bu kapsamdadır.
görüldüğü üzere müsriflik kendi başına bir şuur çarpıklığı olmaktan ziyade, çok daha büyük bir hastalığın göstergesi ve neticesi durumundadır. dolayısıyla kişinin müsriflikten gerçek anlamda kurtulabilmesi, benlik bilincinin yükselişine ve benliğin bir derece kırılmasına bağlıdır. toplum baskısı ile zoraki ve yapmacık bir biçimde israftan kaçınmak ise konu dışıdır.
diğer yandan müsriflikten kurtulmak; hakkın nimetlerinin değerini bilmek ve her daim hakka şükür ve minnettarlık üzere olmanın mukaddimesi veya ön aşaması hükmündedir diyebiliriz. biri temizlik, diğeri ise temizliğin üstüne güzel koku sıkmak gibidir.
o zaman toparlayalım:
bill gates kadar servetimiz dahi olsa, israftan kaçınıyoruz. zira o nefsin üstünlük davasından ibarettir. sonraki aşamada ise en küçük bir nimetin dahi kadrini biliyor ve onu asla israfa düşmeden yerli yerince kullanmaya gayret ediyoruz.
cihan padişahının bize maddi değeri küçük de olsa bir hediye gönderdiğini farz edelim. o hediyeye maddi değeri olmamasına rağmen büyük değer atfeder, hatta saygı ile eşimize dostumuza gösteririz, değil mi?
işte yeryüzündeki tüm nimetler dahi rahmân’ın ve padişahlar padişahının bizlere birer hediyesidir. o nimetleri israfla çarçur edenin ve nimetlerin kıymetini bilmeyenin padişaha saygısı yoktur. hatta ona isyan bayrağı açmıştır desek yeridir.
evet bu gerçekleri kişisel bilinç düzeyinde idrak etmiş olan bolluk ve bereket bulacaktır. kolektif bilincin ise bu idrak mertebesine ulaşması, refah toplumunu doğuracaktır.
niçin?
çünkü bunlar gayet yüksek hakikatlerdir ve yüksek bilincin göstergesidir. bir toplumun refahı tamamen kolektif bilincin ulaştığı mertebeye endekslidir. son tahlilde yüksek bilinç zenginlik, düşük bilinç ise fakirlik getirir.



