
Kader meselesinden pek çok kez bahsetmiştik daha önce. bugün onun pratiğini ve günlük hayata uygulanışını biraz daha açalım…
bu noktada prensibimiz şudur:
“gündüz kaderiye ol, gece cebriye”
“gözünü açtığında kaderiye ol, kapattığında cebriye”
(kaderiye görüşü= kişi kendi kaderini kendi yapar; cebriye görüşü= kişi robot gibi önceden yazılmış kaderine göre davranır)
gündüz vakti ve gözümüz açıkken sanki her şey bizim elimizdeymişçesine ve her şey bize bağlıymışçasına gayret üzere olmamız gerekiyor. eğer böyle yapmaz ve “nasip, kaderde varsa olur, nasip değilmiş vs…” gibi bahanelerin arkasına sığınırsak kader ilmini kendi nefsaniyetimize alet etmiş oluruz.
müslümanlar arasında bu şekilde sonsuz istismarlar yapıldığını hepimiz biliyoruz. yanlış bir yoldur bu ve egonun oyunudur. bu yolda kişi sorumluluğu kaderin ve allah’ın üstüne atmakta ve kendini temize çıkarıp ataletine kılıf uydurmaktadır. üstelik bu davranışı çevreden tepki görmekte ve inkar kutbunu güçlendirmektedir. zaten aslolan haktır, inkar kutbu tamamen hak kutbunun yanlışından varlık ve güç bulur. kendisi bizatihi var olma iktidarına sahip değildir.
müslümanlar arasında bunun gibi daha pek çok mugalatalar/demagojiler vardır. hepsi de sapla samanı birbirine karıştırmaktan doğar. halbuki zâhirin hükmü ile bâtının hükmü ayrıdır ve birbirlerine karışmazlar(zâhir ve bâtın iki ayrı denizdir, aralarında perde vardır, birbirlerine karışmazlar).
peki gece olduğunda, başımızı yastığa koyduğumuzda, gözümüzü kapattığımızda niçin cebriye tavrını benimsiyor ve içimizden “her şey nasip, takdirde varsa olur” diyoruz?
bu şekilde hem kader bilgisinin diğer kutbunun hakkını vermiş oluyor, hem de çok büyük bir yükü omuzlarımızdan atmış oluyoruz. aksi takdirde dünyanın bütün yükü ve sorumluluğu belimizi bükecektir. bu mülkün bir sahibi var! ( ya mâlik). biz dahi o mülkün birer unsurlarıyız. en yakının, en sevdiğin bile olsa unutma, onun bir sahibi var. sen mülk sahibi ile mülkünün arasına fuzuli olarak girme. bırak sahibi düşünsün. sana ne…sen sadece cüzi de olsa elinden geleni yap ve gerisini o’na havale edip geç.
işte bu yüzden eskiler, “men âmene bil kader, emîne minel keder-kadere inanan, kederden emin olur” demişlerdir. bu inancı taşımayan kimse hayatın yükü altında ezilir ve kendini uyuşturmaktan başka çare bulamaz. alkol kullanımının antitez kutbu mensuplarında bu kadar yaygın olmasının sebebi budur. alkolü onlardan alsan çoğu hayatta bile kalamaz.



