101 Halifenin 26’sının Öldürülmesi
Halifelerin dinin başı olduğunu nereden çıkardınız ki?
hem bu din dediğimiz şey gerçekte ne hiç düşündünüz mü?
bugün din diye bilinen olgu, tamamen basmakalıp ritüellerden ibaret hâle gelmiş durumda. o ritüelleri icra edenler dindar(!), etmeyenler de tersi oluyor…
halbuki din dediğimiz şeyin aslı total bir dünya görüşüdür. dünya görüşü, bir medeniyetin ve tüm insan davranışlarının arka planını oluşturur. dünya görüşü olmayan bir toplumun var olması düşünülemez.
ortaçağ boyunca hemen hemen tüm toplumların dünya görüşü; bir takım kutsallıklar, merasimler, törenler içeren ve adına din denen paradigmalar tarafından oluşturulmuştur. günümüzün geçerli paradigması ise “bilimsel pozitivist paradigma”dır.
bugün nasıl ki iktidara geçmenin kuralının seçim sandığı olması bize gayet normal geliyor, ortaçağda da yöneticilerin tanrı tarafından seçildiği düşünülüyor ve bu normal görünüyordu.
halbuki olan biten sadece reel durumun kutsallıklar yoluyla meşrulaştırılması idi. zira tüm tarım toplumlarında siyasi ve ekonomik gücün kaynağı topraktır. toprağın mülkiyetinin de ırsi olarak el değiştirmesinden başka makul bir yol bulmanız mümkün değildir. toprak sahibi bir asil öldü, yerine kim geçecek? elbette oğlu değil mi?
bu durumda tarım toplumlarında devletin başına geçecek kişinin seçimle gelmesini istemek abesle iştigaldir.
ilk dört halifenin seçimle geldiği ve günümüz anlayışına uyduğu da zırvadan başka bir şey değildir. bazı şahıslar böyle söyleyerek aklınca islamı onore ettiklerini düşünmektedirler. halbuki ilk dört halifenin iktidara gelmesi büyük ölçüde o zamanki kabile dengelerine göre belirlenmişti. düşünün! kabile olgusu gelişmiş bir tarım toplumunda bile olmayan bir şeydir. yani kabile esaslı siyaset daha ilkel bir döneme işaret eder.
yani ne mi demek istiyorum?
bırakın bu tuhaf din anlayışını…bir toplumda tüm iktidar işleri reel şartlar tarafından belirlenir. iktidara içinde yaşadığımız dönemin iktisadi altyapı şartlarının bir gereği olarak gelirsiniz. kutsallık falan onların hepsi hikaye…sadece meşruiyet kaynağı…
ilk dört halife bir ölçüde peygamberi gerçekten temsil ettikleri için, “halife-ardıl” sıfatını hak ederler belki; ondan sonra gelenler sadece siyasi yöneticilerdir. bunu onları kötülemek için söylemiyorum. zira içinde yaşadıkları dönemin gereği neyse, ister istemez onu yapmışlardır hepsi.
dolayısıyla ortaçağın siyasi çekişmeleri içinde kimin nasıl öldüğü, kimin nasıl yaşadığı da günümüzde pek bir anlma ifade etmez. bugün biz siyasi kavgalar yapmıyor muyuz? türkiye siyasi tarihi darbelerle, kanla, gözyaşıyla dolu değil mi? bir başbakan bile asılmış bu ülkede…
o dönemin insanı da öyle işte…
kendi dönemlerinin imkanlarında iktidar kavgası yapmışlar…birbirlerini tasfiye etmişler…kendilerine kimi kutsal ünvanlar da vermişler ki, kitleler üstünde daha etkileyici olsunlar…
ve son olarak anlayanına bu hadis-i şerifi hatırlatayım:
“nübüvvet içinizde allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra dilediği zaman onu ortadan kaldırır. sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olacaktır. bu da -allah’ın dilediği kadar- devam eder; ardından allah onu da -dilediği zaman- ortadan kaldırır. sonra ısırıcı bir saltanat olur. o da -allah’ın dilediği kadar- devam eder, sonra allah dilediğinde onu ortadan kaldırır. daha sonra ceberut bir saltanat olur; o da -allah’ın dilediği kadar- devam eder, ardından allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur.”(bk. ahmed b. hanbel, 4/273).



