Okuyucu MesajlarıBumerang Kanunucezbe ve sülukFilm - Belgeselİlim-İrfanKalp - AltbeyinLa Havle SırrıLibido ve YılanNefs, Benlik-EgoRuhŞuur-Yüksek Şuur-Düşük ŞuurTasavvuf (Seyr-i Süluk)

Joker

Ben izleyemedim gerçi ama bir arkadaş bu filmi izlemiş ve kendi yorumunu bana göndermiş. izleyenler için farklı bir bakış açısı olsun:

isnetus son dönem paylaştığın filmleri izleyince aklıma joker geldi. neden geldiğini yazıda belirteceğim elbette. son paylaştığın “büyücü ve beyaz yılan” filminden başlamak istiyorum. şifacı adam dağın zirvesinden suya düşüyordu:

su, ilim/veri/data alemini simgeliyor. tüm varlığın ilimden, bilgiden, datadan ibaret olduğu anlamına geliyor bu.

kuran’da şöyle bir ayet vardır.

“o inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişik iken, biz onları (sonradan) ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. yine de onlar hâlâ inanmayacaklar mı?”

kişi ilahi çekime(cezbeye) uğradığında içi dışına çıkar. önceden nefsin tahakkümünde bulunan ruhumuz bağından, zincirlerinden kurtulur ve hakka ulaşır. ulaştığında bu aynı zamanda bu egonun dağılışı anlamına gelir. artık hakka ulaşan ruhumuz bir tepe göz gibi olaylara bakmaya başlar, her yerde kendimizi, suçlarımızı görürüz. saklı gizli bir şeyin olmadığını anlamaya başlarız.

yaptıklarımız tek tek can bulup karşımıza dikilir. çünkü biz bütünken ayırdık. filmde suyun(ilmin) içinde yılanla tanışıyordu adam. tüm bu dağılmanın neticesinde kişide bulunan nefs/kundalini namıyla bilinen spritüel yılan tam kapasite faaliyete geçer. bu noktada hakkın ilmiyle her şeyi kuşattığını anlarız. ne yapacağız? denize düşen yılana sarılır. bizde nefsimize sarılıyoruz. şuurumuz dünyada yaşamak için başka tutunacak dal bulamıyor ve dünyalık(toprakta sürünen) nefsine yani yılana sarılıyor. sarılmasa tamamen dağılacak.

halbuki bu benlik marifet tahsili için bir binek.

fakat sarılsa bile artık şuur, nefs ile kayıtlı kalamıyor. kalbi bir kez aydınlanmıştır çünkü. bu aydınlanan kalp de filmde büyük üstat/budist rahibi rolüyle karşımıza çıkıyor. yani vicdani yönümüz bizi nefsin elinden kurtarmak için çalışmaya başlıyor.

bu girizgahtan sonra joker filmine gelmek istiyorum…ilk izlediğimde kötülüğün doğuşuna şahit olmuştum. ne yalan söyleyeyim hak da vermiştim. filmdeki karakter çok ezildi, hor görüldü, itildi ve ötekileştirildi. kötülük göre göre sonunda kötü olmayı öğrendi.

jokere nasıl kızabilirim ki demiştim içimden…bu adam doğduğu andan itibaren kötülükten başka bir şey görmedi ki…

sonradan mesele ayyuka çıktı. meğer jokerin aydın bir kalbi yani vicdani yönü yokmuş. kalbimiz(bilinçaltımız da dahil genel şuurumuz) hakk ile temasa geçtiğimiz mahaldir. fakat bu kalpte(bilinçaltında) karanlıktan başka bir şey yoksa? nasıl temasa geçeceğiz?

hadi hakk kalbimizin karanlığına bakmadan bize cevap verdi. bunu nasıl anlayacağız?
şuurumuz nefsin güdümünde kalmışsa karanlıktan başka ne görebiliriz ki? ya da şöyle söyleyeyim: kendimizi nasıl görebiliriz? gözümüzün önünde kocaman bir perde. sadece ben ve ötekiler var(birlik yok) ve bu da insana kötülükten başka çare bırakmıyor. cehennem de biraz buraya benziyor. daha katmanlı diyorlar tabii.

hayatımızın bilinçaltı tarafından yönetildiğini bilmiyorsak, ilahi çekim ile cezbe ile hakka ruhumuz yükselmemişse, bize anne karnından itibaren yüklenmiş karanlıktan, negatif kayıtlardan nasıl kurtulma yolu nasıl açılacak? onları fark bile edemeyiz ki…

joker de hemen kötü olmayı seçmedi. hayatında yaşadığı onca zorluğa rağmen çabaladı, uğraştı. kendi bilinç düzeyinde elinden geleni yaptı. fakat başaramadı ve bilinçaltına mağlup olup gitti. çünkü doğumuyla başladı her şey. deli bir annenin elinde, itilmiş istenmemiş bir çocuk olarak doğdu. tüm hayatı boyunca da istenmedi. kendinin bilinçaltına yüklenen negatif kayıtlardan haberi bile yoktu. sanırım bilinçaltı temizliğinin önemini az çok anlatabiliyoruzdur.

kalbimiz(bilinçaltımız) neyle dolu ise evren bize onu iade eder. bir insan tüm hayatını bilinçaltı(kalp) temizliğine adasa yeridir. öyle de önemli bir meseledir. yoksa hayatı ötekilerle kavga dövüş içinde geçer. eldeki ömür sermayesini heba eder.

onun neden kötülüğün simgesi olduğunu sonradan anladım. vicdanı(temiz, aydınlanmış bir kalbi) olmadığından işin sonunda kendini görmek yerine ötekinin kötü olduğuna kanaat getirdi.

esasında en büyük kötülüğü önce kendine yaptı(kendini bilmekten mahrum kıldı) kendini göremeyince de hakka da düşman oldu. daha hak hakikat tanımadan ortalığı kırıp geçirdi.

joker yaratılışında şakilerden imiş demek ki… said değilmiş. yaşadığı acılar sonucunda yılanı uyandı evet. o yılan da zıtlarını yuta yuta en son kendi başını yemeliydi. bu öteki diye diye kendi başını yedi. o yılanın ta kendisi oldu maalesef. yılan onun şuurunu yuttu.

ya tersini yapsaydı önce kalbini arındırıp sonra nefsi ile tanışsaydı? muhteşem güç yüzüğü eline geçerdi o zaman. nefsinin her yönünü bilen rabbini daha çok bilir. aynı zamanda tüm nefsleri de bilir. fakat bizim amacımız diğer nefsler değil… tüm amacımız allah’ı bilmek-tanımak. yani o benliği(nefsi) kendine binek edinir, marifet tahsili için rabbine yol alırdı.

ama maalesef herkesin karşısına tüm bildiği hakikatleri sadece hakk için, insana hizmet için, karşılıksız paylaşan bilen bir kul çıkmıyor veya çıkıyor da insanlar görmüyor veya görse de ona düşman oluyor, hatta taşlıyor…

her neyse yani ilk başta kendini tanıyor insan. sonra rabbini.
kendini tanımayan rabbine yol bulamıyor. zaten yol kendini tanıyanlara açılıyor.
rabbini tanıdıkça, teslim oldukça melekleşiyor(ruhlaşıyor nefs) son noktada yüzük nefs yok oluyor(tükenmiş nefs).

gücü sahiplenip kullanırsa deccalleşiyor. bu güç kullanımı sanırım diğer nefsler üzerinde hükmetme kabiliyeti. daha bir çok acaipliği olan yüzük diyorlar… fakat allah asla gücünü kimseyle paylaşmaz. kulları üzerinde başka bir nefsin tahakkümüne de izin vermez.

velhasılı, rabbini bilmek isteyen önce kendini bilmeli ve rabbine teslim olmalı. sünnetullaha göre yaşamalı. zaten nefsini bilen resulallaha zahiri ve batıni ile tam uyum halinde olur. allah’tan başka korkacak çekinecek ikinci bir varlığın olmadığını da anlar.

sıfır itiraz diye boşuna not düşmemiş isnetus…

 isnetus 27.03.2021 10:54

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu