
Bu surede temel olarak tabiat seviyesine düşmüş şuurun halleri anlatılmaktadır. peki nedir bunlar?
tabiat seviyesine düşmüş şuur, hayatı güçlünün ayakta kaldığı darwinist bir yaklaşımla okur. gördüğü her varlık için altbeyni otomatik olarak şu algoritmayı çalıştırır.
1. ben bunu yer miyim?
2. bu beni yer mi?
3. bu benim için bir cinsel eş mi?
eğer algılanan canlı zayıf olarak görülürse, direkt saldırı pozisyonu alınır. o yüzden tabiat seviyesine düşmüş insan, kendinden zayıf olarak gördüğü hemcinsini mutlaka ısırmak, ezmek, örselemek veya en azından hiyerarşik olarak kendinden alt rütbeye yerleştirmek ister.
yine vahşi tabiat seviyesine düşmüş şuur, öncelikle kendini düşünür ve eline geçirdiği kaynakları kendi için saklamak eğilimindedir. paylaşmak kesinlikle onun için kitabında yazmaz.
ancak tabiat seviyesindeki altbeynin kaynakları yalnızca kendine saklama dürtüsü çok güçlü olsa da, insanda ayrıca çok gelişmiş bir üstbeyin ve zeka bulunduğu için durum biraz farklı olacaktır. zeki insan, dürtüsünü bastıracak ve bir kısım kaynaklarını diğer insanlarla paylaşma yoluna gidecektir. aslında bu bir stratejidir. “ben şimdi sana yardım ediyorum, zamanı gelince de sen bana yardım edersin” taktiğidir. dolayısıyla burada gerçekte bir paylaşım değil, bir yatırım söz konusudur. iyilik yapan insan dediğinizin içyüzü işte budur.
bir diğer tabiat seviyesine düşmüş insan kategorisi daha vardır ki, bunların kamuflajından şeytan bile ürperecektir. bunlar güya her türlü canlıya karşılıksız iyilik yaparlar. ancak gerçekte bunlar ücretlerini şişmiş bir ego, kendini iyi insan hissetme, diğer kötü insanlardan ayrışma, endorfin, dopamin vs. olarak tahsil ederler.
kısacası tabiat seviyesine düşmüş şuur, kendinden zayıf gördüğünü ezer. kaynakları sırf kendine tahsis edip diğerlerine zırnık koklatmaz. gerçekten iyilik yapmak da onun için mümkün değildir.
bu seviyedeki şuurun ibadeti veya namazı da oldukça sorunludur(elimden geldiğince en hafif tabiri kullanmaya çalıştım. şu makale’deki namaz bahsine bakınız (bkz: #133325297)).
not: burada yazdıklarım maun suresi üzerine benim şahsi tefekkürlerimdir. kimse için herhangi bir bağlayıcılığı yoktur.



