
Anadolu İrfanı
“Ben amerika’da 25 yıl kalmış bir insan olarak şöyle bir gözlem yapıyorum. amerika’da hiç eğitim görmemiş bir insanla aynı odada kalmaktan korkarım. beş dolar için gırtlağını kesebilir. eğitim orada gerçekten bir fark yaratıyor. eğitim düzeyi yükseldikçe, uygar, olgun, sorumluluk sahibi, verdiği sözü tutan, kişisel bütünlüğü olan bir insan olma yolunda ilerliyor. istisnalar kesinlikle olabilir ama genellikle böyle.
türkiye’ye gelip baktığımda iki faktör görüyorum. şehirleşme ve eğitim. türkiye’de şehirleşmiş ve eğitim görmüş insandan korkuyorum. kesinlikle insafsız, kendinden ve kendi yakınlarının çıkarından başka bir şey düşünmüyor. bu son derece kuvvetli bir duygu bende. iliğini sömürür bitirir, hiç acıma duygusu yoktur. ama şehirleşmemiş, okumamış, saf köylü olarak kalmışsa, onda değerler bilinci çok yüksektir. sanki eğitilmiş amerikalı….” (doğan cüceloğlu)
doğan cüceloğlu gayet önemli bir tespit yapmıştır burada. diğer yandan irfan atfettiğimiz o anadolu insanının her geçen gün sayısız rezilliğine şahit olmaktayız hepimiz. bu ağır çelişkiyi nasıl izah edeceğiz?
anadolu’ya irfan atfettiğimizde, anadolu’nun her bir insanından birer bilge, arif, veli olmasını beklemek biraz abes kaçacaktır. bunun farkındasınız değil mi?
dolayısıyla anadolu irfanından bahsettiğimizde, bu mananın anadolu’nun kolektif bilincinde gömülü olduğunu ve potansiyelde beklediğini, fırsat bulduğu anda da yer yer açığa çıktığını kabul etmemiz gerekir. bu açığa çıkış, hiç ummadığınız bir şahıstan mesela bir kriz anında gerçekleşebilir veya aşık veysel gibi bir zattan en baştan tamamen aşikare bir şekilde belirmiş olabilir.
işte bu yer yer açığa çıkış, anadolu irfanının kolektif bilinçte potansiyelde beklediğinin delilidir. mesela çingenelerin kolektif bilincinde irfan bulunmaz. zira ne kadar geniş zaman aralığını tararsanız tarayın, bilge bir çingeneye veya bir kriz anında kahramana dönüşen bir çingeneye rastlayamazsınız.
kemalizmin türk insanı üzerinde yaptığı ağır tahribatı işte bu noktada net olarak fark edebiliriz. nasıl ki osmanlı tamamen başka kültürün çocuklarını alıp kendi kültürüne devşiriyorsa, kemalizm de bunun tam tersini yapmaktadır. anadolu insanını alıp batı kültürü namına devşirmekte, bu arada anadolu’nun kolektif bilincinden de onu koparmaktadır. aslında ortaya batılılaşmış bir tip de çıkmamaktadır. karşımıza daha çok batıya karşı aşağılık kompleksi içinde, büyük beyaz efendiye el pençe divan duran, sömürge yarı aydını tiplemesi çıkmaktadır(bakın karma nasıl etkili oluyor! vakti zamanında sen başkalarını devşirirsen, gün gelir ödeme-dengeleme sistemi çalışır ve seni de devşirirler. böylece borç kapatılmış olur. bir de zulmedersen gün gelir neler olur düşün!).
bu tipler kökünden kopmuş, batının kolektif bilincine de entegre olmaktan çok uzak oldukları için, ister istemez son derece tehlikeli, fikirde ve ruhta anarşist ve yıkıcı olabilmektedirler. kemalizmin rahle-i tedrisatından geçip de canını kurtarabilen azınlıktadır. çoğu birer anarşist devşirme ve sömürge yarı aydını haline gelmekten kendini kurtaramaz.
kemalizm, türkün kolektif bilincinin tarih içinde yaptığı yolculukta bir durak olmaktan öteye gidemeyecektir. zamanı gelince kemalizm adlı bu antitez(ortaçağ taassubunun antitezi) dahi aşılıp geride bırakılacak ve unutulup gidecektir.



