
Benim kahvaltım kahveden ibarettir.
öğle-kuşluk yemeğim ise genelde çıtır simit, az beyaz peynir ve çaydır.
biraz önce simit almak için dışarı çıkmıştım. yolda tüm güzelliğiyle açmış güllere denk geldim. gülleri derin derin kokladım. beyaz gülün kokusu, kırmızı gülün kokusuna göre daha latif gibi…
sonra hz. isa’nın güzel koku duyunca burnunu tıkaması ve “dünya kokusudur bu” demesi aklıma geldi.
hakikat ehli, dünya ve içindekileri leş olarak görürler ve “dünya bir leştir, tâlibi de ancak köpeklerdir” derler. bakınız hz. isa güzel kokuya karşı, sıradan insanın leş kokusuna vereceği tepkiyi vermiştir.
“eee şimdi benim gülleri koklayınca aldığım haz ne olacak?” dedim içimden ve aynı anda çözümü de kalbime düştü. hemen “allâhümme salli alâ muhammed” demeye başladım. gülün kokusunu peygamber efendimizi hatırlamaya vesile kıldım. böylece gülün kokusu artık dünyevi olmaktan çıkmış oldu.
bu yöntemi hayatımıza yayabiliriz. mesela yemeğe besmele ile başlıyoruz, bitirince de “elhamdülillah” diyoruz. ne yapmış olduk?… dünyevi bir iş ve zorunluluk olan yemeği, zikre yani allah’ı anmaya ve onu övmeye vesile kılmış olduk. allah’ı anmaya vesile olunca da yemek dünyevi, yani leş olmaktan çıkmış oldu. peki yemeğe besmele ile başlamayıp, bitirince de hamd etmezsek ne olur? o zaman elbette leş yemiş ve kendi elimizle yırtıcı sıfatlarımızı beslemiş oluruz. tabiatın vahşi bir canlısı olarak hayatımıza devam ederiz.




Allah Allah… Sübhânallah…