1930’lar türkiye’si, yoksul, gariban, tipik geri kalmış bir tarım toplumudur. hiçbir tarım toplumunda demokrasi, şeffaflık, hesap verme vs. gibi değerler olmaz, olabilemez.
tarım toplumunda kabaca iki ana sınıf teşekkül eder. geniş bir köylü kesimi ve yönetici seçkin azınlık olmak üzere. politik mücadeleler yönetici azınlık içindeki hizipler arasında olur, çok sert ve kanlı geçer. kaybedenler komple tasfiye edilir, kimi zaman kundakdaki bebesine kadar.
peki bizim alışık olmadığımız türden bu sertliğin, caniliğin sebebi nedir?
çünkü tarım toplumlarında yeterli ekonomik derinlik yoktur ve birden fazla iktidar odağını idame ettirme imkanları mevcut değildir. bu sebeple kazanan her şeyi alırken, kaybeden her şeyini yitirir.
sanayi toplımlarında ise birden fazla iktidar odağı, hizbi vardır ve bunlar sürekli aralarında mücadele ederler. birbirlerini yok etmek zorunda kalmazlar çünkü herkese yetecek kadar kaynak mevcuttur. kaybeden sadece makam, mevkisinden olur. işte bu rekabet her türlü özgürlüğün kaynağıdır. rekabet sayesinde halk nefes alır. serbest rekabet mucize gibi bir şey.



