Aşaka kökünden gelen aşk kelimesi sarmaşık demektir.
tıpkı bir sarmaşığın, bir ağaca dolanması gibi, maşuk da aşığını sarıp, sarmalar.
aşık için, maşukundan ayrı kaldığı her an, cehennemdir. bu sebeple firaktan, ayrılıktan beslenir aşk. aşığın ızdırabı, ah-u figanı arttıkça, aşkı da artar. aşkı ne kadar şiddetlenirse, kendinden o kadar uzaklaşır aşık.
alacaklı gibi değil, borçluymuş gibi sever aşık. verebildikleriyle kazanmıştır aşıklık ünvanını. aklını, kibrini, gururunu, benliğini ve hatta varlığını feda etmiştir maşuku için aşık. ağaca dolanan bir sarmaşığın, ağacın öz suyunu içip ağacı kurutması gibi, maşukunda yok olmuştur aşık.
ne güzel ifade etmiş şems; “bal içindeyiz, kanadımızı çırptıkça daha çok batıyoruz”
aşkın çekim kuvvetine kapılan aşığın, o kuvvetten kendini kurtarması çok zordur. nasıl; yüzme bilmeyen bir insan suya düştüğünde, çırpındıkça daha çok batıyorsa, aşık da, çırpındıkça daha çok batar aşk deryasında. ancak teslim olduğunda, çırpınmayı bıraktığında, su kendisini yükseltir, yüzeye çıkartır, baş tacı eder.
aşkın piri hz. mevlanaya sormuşlar “aşıklık nedir” diye. mevlana cevap vermiş “ben ol da gör”
aşkın adını bilebilirsiniz. bir aşığı gördüğünüzde, aşık olduğunu da anlayabilirsiniz. ancak; yaşamadığınız, tatmadığınız sürece aşkın ne olduğunu asla bilemezsiniz.
ne diyelim, herkese nasip olsun.
aşk olsun.
(kamer nur’dan alıntıdır)
http://kamer-nur.uludagsozluk.com/



