“Aşık olup, aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehit olur” (hakim)
“aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, cennete girer” (ibni asakir)
ancak buradaki “aşkı gizlemek” tabiri, kasıt ve niyet itibariyledir. herhangi bir sebeple duyulursa da zarar vermez. kolayca anlaşılacağı üzere, aşık olmanın günah kapsamına girmesi asla söz konusu olamaz. bırakın günahı, aşk kınanabilecek bir durum dahi değildir. aksine mübarek bir haldir. nefsin eline geçtiğinde ise aşk, aşk olmaktan çıkar. işte “yasak meyve” budur.
ruhun elinde aşk, cennetin anahtarıdır. nefsin eline düşerse de ateşten bir cehennem anahtarına dönüşür.
orucun faydası aşkın evrelerine göre değişebilir. çünkü esasen aşk, dönüşüme uğramış bir libido enerjisidir. o enerjiyi ise bizler doğrudan doğruya güneşten ve yediklerimizden alıyoruz. evet, bügün “bilim” farkında değil ama bizler spritüel boyutumuz itibariyle, doğrudan doğruya güneş enerjisini de absorbe edebiliyoruz. zaten bu yüzden gündüz saatleri oruca tahsis edilmiştir.
eğer yılan(libido, hayatiyet enerjisi) yasak meyveyi teklif ediyorsa, elbette onu oruçla durdurmayı denemek mümkündür. ancak oruç veya açlık, aşkın aslını değil ancak bedene etkisini yok eder veya etmesi mümkündür. ruhun huzuru ilahiye çekilişi hissedilmez bir mertebede devam eder. vuslatla beraber aşk biter, yerini ılımlı bir muhabbete bırakır. muhabbetin yan etkileri yoktur.



