
Aşkı bir de aşıkdan dinleyin:
aşk resmen bir doğal afet..insanı harekete geçiren en kuvvetli darbe. aşığı sağa sola değil, spiral bir yukselişle döne döne yükselten ve aşığın adeta başını döndüren bir darbe..kozasında kendinden kendine doğan, doğarken dönüşüme uğrayan bir tırtılın başına gelen de sanırım bu..nasıl bir olgunlaşma süreci bu böyle yana yakıla..
ya tırtılın çektikleri?
cezbe değil miydi ona kozasını ördüren ve kapatan? aşk ateşinin yakıcı çekimi değil miydi?
ya pervanenin kendini ateşe atması!..aşktan başka hangi kuvve yaptırabilir bunu? hallac diyordu sanırım “pervane çıksa da ateşten yaşadıklarını anlatsa bize” diye..çıktığında çıkan artık pervane midir? yaşadıklarını nasıl anlatsın? Mevlana’nın dediği gibi ancak yaşayan bilir..ne diyebilir pervane “ben ol da gör” demekten başka.
nasıl bir ateş ki asla soğuması istenmeyen. “Allah’ım belami arttır” diye dua ettiren. kalpte bir serinlik hissedildiğinde gama düşüren. “acaba sevgili beni terk mi etti?” diye vesvese yaptıran. o gönlünde hissettiğinden asla ayrı yaşayamayacağını bildiğinden onun yaşattığı yangına, kül olma pahasına, bile isteye razı gelinen. o kadar yakınken, aşığın gönlü maşukla dopdoluyken bile bir türlü yaklaşılamayan duygunun adı aşk.
aşk yaşanan en olumlu ve en olumsuz duygu. hem acının hem de hazzın birleştiğini hissettiren tek duygu. hüznüyle mutlu olana aşık denirmiş.
o hüzün ve mutlulukla ancak aşık aşabilir boyutları.. bütün fizik kurallarının anlamını yitirdiği olduğun yerde boyut atlayabileceğin tek duygu.
“aşk olsun” demekten başka ne denir bilmiyorum ki!
(yazı bir okuyucuya aittir)



