
Ateist Sayısının 1.5 Milyara Yaklaşması
Kanaatimce onları gerçekte ateist olarak değerlendiremeyiz çünkü onlar yalnızca bilimsel pozitivist paradigmanın kurbanlarıdırlar ve deccalın dininin birer müminidirler.
bilimsel pozitivist paradigma, zannedilenin aksine, bir tür inançtır ve temelleri somut olmayıp kabullenimlerden ibarettir. zaten çoğu insan için başkası da mümkün değildir. tıpkı bir örümcek gibi zanlarımızn iplerinden bir dünya kurguluyoruz kendimize.
“Allah’tan başka dost ve yardımcı edinenler, ağ kuran örümceğe benzerler ve evlerin en çürüğü, elbette örümcek ağıdır, bir bilseler.” (ankebut 41)
Allah’tan başkasını dost edinmemek ise tevhidin idrakı ile mümkün olur. yani “la ilahe illallah”ın manasını kavramak ile.
kelime-i tevhid, genelde tek düze bir şekilde anlaşılır ama aslında paradoksal bir yaklaşım içerir. insan şuurunu sıçratmak, diyalektik süreci işletmek için böylesi bir çelişki gerekir.
la ilahe= tüm ilahları, inançları, imanları reddediyorum. işte bu noktada kişi, kendinde bulduğu her şeyi reddetmiş ve çöpe atmış olur. buna kendi imanı bile dahildir. bu noktada duraklayıp kalan kimse, tam bir kâfirdir, ateisttir.(işte harbi ateist böyle olur)
illallah= burada ise imana gelmekte ve Allah’a bağlılık bildirmektedir. ancak peşinden tevhidi yenileyince, işlemi tekrarlamış olur. niçin böyle yapmaktadır? bir inkar, bir iman şeklinde devam etmektedir?
çünkü imanın mertebeleri sonsuzdur. iman sonsuza doğru yükselen bir merdiven gibidir. o basamakları durmadan, yorulmadan çıkmak gerekir. bir üst basamağa çıkmak için önceki basamağı terk etmenin mecburi olduğu açıktır.
esasen tüm kainat aynı sistemle işlemektedir. mesela şu anda bu satırları yazdığım bilgisayar bile, bir var-bir yok(sıfır, bir, sıfır,bir) düzeninde, ikilik tabanda iş görmektedir.
tevhidin idrakı



